17 AĞUSTOS 1999 İZMİT - ADAPAZARI DEPREMİ
17 Ağustos 1999 sabahı saat 03.02 de meydana
gelen ve Türkiye'nin birçok yerinde hissedilen deprem İzmit, İstanbul, Adapazarı,
Yalova, Bolu ve Eskişehir illerinde önemli can kayıplarına ve çok ağır hasarlara
neden olmuştur. Depremin hemen sonrasında Harvard Sismoloji Laboratuarı ve US
Geological Survey, depremin merkez üssünün yaklaşık olarak Sapanca Gölü ve İzmit
körfezi arasında olduğu, mekanizmasının yaklaşık D-B (Doğu Batı) yönünde sağ-yanal
doğrultu atımlı bir mekanizmaya sahip olduğunu ve derinliğinin 10-15 km olduğunu
uzak deprem istasyon verilerinde hesaplamışlardır. 17 Ağustos 1999 İzmit depreminin
büyüklüğü hakkında henüz kesin olmayan farklı görüşler bulunmaktadır. Örneğin,
Amerikan kaynakları ilk verilerde depremi Ms=7.8 olarak vermişler, Kandilli
Rasathanesi ise Ms=6.7 ve daha sonra 7.4 olarak değerlendirmiştir. Arazide yaptığımız
makro sismik ilk gözlemler, depremin Ms= 7.4 civarında olduğunu desteklemektedir,
ancak arazi çalışmaları tamamlandıktan sonra bu değerde ±0.1 değişme beklenebilir.
Depremin esas büyüklüğünün, bütün verilerin detaylı bir şekilde değerlendirilmesi
sonucu elde edilebileceği unutulmamalıdır.
Bu deprem sonrasında fayın batıya uzantısı
olan Karamürsel-Yalova segmenti ve Çınarcık çukurluğunda kırılmamış ise (ki
bu konuda çalışmalar devam etmektedir) deprem riski eskiye nazaran yükselmiş
bulunmaktadır. Ancak bunun zamanı hakkında kesin bir şey söylemek bugün için
bilimsel olarak mümkün değildir.
17 Ağustos 1999 depremi, karada İzmit körfezi ile Düzce güneybatısı arasında toplam olarak yaklaşık 120 km uzunluğunda bir yüzey kırığı meydana getirmiştir. Bu kırık üzerinde 4.2 m ye varan sağ-yanal yer değiştirmeler meydana gelmiştir. Yapılan arazi çalışmaları, faylanmanın esas olarak sağa doğru sıçrama yapan segmentten oluştuğunu ve İzmit Körfezi ile Akyazı arasında kalan segmentin ana kırığı oluşturduğunu göstermektedir.
İzmit körfezinin doğusunda karayı kesen karadaki ilk segment kesintisiz olarak Sapanca Gölü' nün kuzeyinde yer alan Eşme Köyü' ne kadar devam etmektedir. Sapanca Gölü' nün güneydoğu kenarından başlayan ikinci segment Akyazı'ya kadar devam etmektedir. Akyazı' nın doğusundan başlayan üçüncü segment Düzce' nin yaklaşık 5 km güneybatısında sona ermektedir. Yer yer tek çizgi halinde devam eden kırık, segmentlerin uçlarında genellikle çatallanmalar göstermektedir. İzmit körfezi - Eşme Köyü arasındaki segment üzerinde 2.7 m, Sapanca Gölü ile Akyazı arasındaki segment üzerinde 4.2 m ve Akyazı ile Düzce güneybatısı arasındaki segment üzerinde 1.5 m sağ-yanal yer değiştirmeler ölçülmüştür.
Kırığın üzerinde yer alan Ankara-İstanbul demiryolu Sapanca Gölü'nün batısında ve güneydoğusunda ağır hasara uğramış, TEM otoyolu en az üç yerde kırık tarafından kesilerek yolun yer yer 200 m uzunluğundaki bölümü deforme olmuş ve üst geçitler yıkılarak kullanılamaz hale gelmiştir. Tren yolunun Arifiye batısındaki deformasyonda 1 m'lik yükselmeler de gözlenmiştir. Yüzey kırığı üzerinde yer alan siteler ve köylerde de yoğun hasar ve yıkım gözlenmiştir.
Bu deprem, kırığın yakınında yer alan ve özellikle suya doygun alüvyon zeminlerde başta Adapazarı, İzmit, Gölcük, Yalova ve Akyazı olmak üzere birçok yerleşim biriminde aşırı yıkımlara sebep olmuştur. Faylanma dışında Adapazarı içinde sokaklarda meydana gelen deformasyonlar ile Gölcük ve Sapanca gölü kıyılarında meydana gelen göçmeler kuvvetli yer sarsıntısı ile ilgili olup, gevşek alüvyon zemin hasarların yoğunlaşmasına sebep olmuştur. İstanbul'da Avcılar başta olmak üzere, Bağcılar ve Sefaköy'de önemli hasarlar meydana gelmiştir.
Depremin hemen sonrasında Harvard Sismoloji Laboratuarı ve US Geological Survey, depremin merkez üssünün yaklaşık olarak Sapanca Gölü ve İzmit körfezi arasında olduğunu bildirmiştir. Bu deprem öncesinde İzmit körfezi ve çevresinde deprem potansiyelinin yüksek olduğu tarihsel deprem kayıtları, GPS ölçümleri, arazi gözlemleri ve deprem modellemeleri ile farklı grupların yaptığı çalışmalarda vurgulanmıştır.
Bu verilere göre bu bölgede en son 1719 ve 1754 yıllarında meydana gelen depremlerin üzerinden geçen süre ile buradaki hızların 10-15 mm/yıl olduğu göz önüne alınırsa, 17 Ağustos deprem kırıkları üzerinde meydana gelen yer değiştirmelerin uyumlu olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, Kuzey Anadolu fayı üzerinde 1939 yılında başlayan 6 büyük depremin batıya doğru göçü sonucunda Kuzey Anadolu Fay Zonunun toplam 900 km lik bir kısmı kırılmış ve kırıklarda 7.5 m ye varan yer değiştirmeler gözlenmiştir. Bu depremlerin yakın geçmişte modellenmesi İzmit körfezi çevresinde bu depremler sebebiyle stresin yükseldiğini ortaya koymuştur.
Deprem riski arttı
Bu deprem sonrasında fayın batıya uzantısı olan Karamürsel-Yalova segmenti ve Çınarcık çukurluğunda kırılmamış ise, ki bu konuda çalışmalar devam etmektedir, deprem riski eskiye nazaran yükselmiş bulunmaktadır. Ancak bunun zamanı hakkında kesin bir şey söylemek bugün için bilimsel olarak mümkün değildir.
Kesin olan, İzmit körfezi ve Çınarcık çukurluğundaki segmentlerin üzerinde var olan deprem riskinin bu deprem sonrasında daha da arttığıdır. Aktivitenin önümüzdeki en fazla 30 yıl içinde batıya, komşu segmentlere sıçrayıp benzer büyüklükte deprem meydana getirmesi mümkündür. Artçı depremler, Adapazarı ile Çınarcık çukurluğu arasında kalan koridor ve çevresinde yer almaktadır. Bu artçı depremlerin seyrek de olsa orta büyüklüklere (Ms=5-6) çıkması yine beklenen aktivitelerdir. Bu artçı deprem aktivitesi de zaman içinde sönümlenerek en az 1 yıl devam edebilir.
Herkesin bilim adamlarına en çok sorduğu sorulardan biri de, bu depremden sonra batıya doğru yeni bir depremin olup olmayacağı, olacaksa ne kadarlık bir süre içinde olacağıdır.
Bu soru şöyle yanıtlanabilir: 1939 - 1999 deprem göçü sırasında meydana gelen 7 büyük depremin aralarındaki zaman farkı 3 ay ile 32 yıl arasında değişmektedir. Bu depremde kırılan fay segmentlerinin dışında İzmit körfezinin batısında yaklaşık 100 ile 250 senedir deprem olmaması bu bölgede 1.5 m ile 4 m arasında değişen stress birikimlerinin olduğunu göstermektedir.
Bunun yanı sıra bu deprem göçü sırasında son deprem dahil olmak üzere İzmit Körfezi batısındaki segmentlerin üzerine ek bir stres yüklediği bilinmektedir. Buradaki segmentlerin birbirlerine yakınlığı ile ve gözlenen 32 yıllık sürenin daha da az olabileceği düşünülmektedir.
Yukarıda sözü edilen bu depremle ilgili yapılan bütün gözlemler, deprem öncesi sahip olduğumuz bilgilerle bir arada değerlendirildiğinde İzmit Körfezi batısında deprem riskinin yüksek olduğu anlaşılmaktadır.
Bu sebeple önümüzdeki yıllarda son yaşanan can ve mal kayıplarının en aza indirilmesi için ciddi çalışmaların en kısa sürede başlatılması gerekmektedir. Bu depremin bize gösterdiği gibi bölgenin deprem açısından iyi çalışılması deprem risklerinin belirlenmesi açısından son derece önemlidir. Yapıların belirli zemin koşullarına ve mühendislik şartlarına uyduğu takdirde zararların en aza ineceği anlaşılmıştır.
Buradan çıkacak en önemli mesajlardan biri de, bu tür doğal tehlikelerin insanların kaderi olmadığı, bilgiye ve bilime değer verildiğinde bu olaylardan en az zararla veya zararsız kurtulmanın mümkün olduğunun kabul edilmesidir. Depremin kendisi çok ender olarak insanların yaralanması veya ölümüne neden olmaktadır. Diğer can kayıplarının hepsi insanların yapıların altında kalması sonucu meydana gelmektedir. Sonuçta bu yapıları da insanlar yapmaktadır.
Aykut Barka,Prof. Dr, İTÜ, Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü (Saygı ve rahmetle anıyoruz)
TUBITAK, MAM Yerbilimleri Enstitüsü
Serdar Akyüz, İTÜ, Maden Fakültesi
Erhan Altunel, Osmangazi Üniversitesi, Mühendislik Fakültesi,
Gürsel Sunal, Arş.Gör. İTÜ Maden Fak.
MARMARA DENİZİNDE İSTANBUL'U TEHDİT EDEN KIRIKLAR
İstanbul'u tehdit eden üç kırık, İstanbul için lehte ve aleyhte durumlar ve depremden en çok etkilenebilecek bölgeler
Aral Okay, Ayşe Kaşlılar-Özcan Kaşlılar, Aysun Boztepe-Güney, İsmail Kuşçu
17 Ağustos 1999 günü Marmara Bölgesi'nde üstümüze karabasan gibi çöken bir deprem yaşandı. Bu deprem nerede ve niçin oldu? Böyle bir deprem bekleniyor muydu? Bundan sonraki büyük deprem nerede olabilir? İstanbul'u etkileyecek en yakın kırık hatları nereden geçiyor? Bu yazı bu gibi sorulara cevap vermeye çalışacak.
Deprem nerede oldu?
Depremin merkez üssü İzmit çevresinde olduğu sanılıyor. Deprem sırasında Adapazarı ile Yalova arasında uzunluğu 100 km'yi geçen bir hat boyunca kırılma oldu. Bu hattın güneyinde kalan kesim kuzeyinde kalan bölgeye göre 2.6 metre batıya kaydı. Kocaeli depreminde hareket eden hat, Erzincan'ın doğusundan kuzey Ege Denizi'ne kadar uzanan ve Kuzey Anadolu Fayı olarak bilinen, 1200 km uzunlukta bir fay hattının bir parçasını oluşturuyor
Deprem niçin oldu?
Yerkürenin dış kesimi kalınlıkları 120 km
olan levhalardan oluşuyor. Bu levhalar birbirlerine göre hareket halinde. Deprem,
yanardağ püskürmesi gibi önemli jeolojik olaylar levha sınırlarında gözleniyor.
Türkiye, kuzeyde Lavrasya (Avrupa-Asya) ile güneyde Arabistan levhası arasında
yer alıyor. Lavrasya ile Arabistan levhası Doğu Anadolu ve Kafkaslar'da birbiri
ile çarpışma halinde.
Bu nedenle Doğu Anadolu ve Kafkaslar'da
bu kadar yüksek bir topografya var. Anadolu'nun büyük bir kesimini içine alan
Anadolu levhası, bu çarpışma bölgesinden batıya Ege'ye doğru kaçıyor. Bu batıya
kaçış Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu fayları boyunca cereyan ediyor. Anadolu
levhasının batıya doğru hareket hızı senede yaklaşık iki santimetre. Bu hız
insandaki tırnak büyüme hızına yakın bir hız. Anadolu levhası bu hız ile batıya
doğru hareket etseydi, Anadolu'da depremler olmazdı ve biz hissedilmeyecek bir
şekilde batıya yaklaşırdık. Fakat, maalesef, durum böyle değil. Anadolu levhasının
batıya hareketi Kuzey Anadolu Fayı boyunca kilitlenmiş durumda. Bu durumu anlamak
için bir bıçak düşünün, bıçağın sapını bir mengene ile sabit tutuyorsunuz ve
bıçağın ucunu sola doğru büküyorsunuz. Bıçağın çeliğini ancak belli bir miktar
bükebilirsiniz, daha sonra bıçağın çeliği sapından kırılır. Bu kırılma ve kırılma
sırasında ortaya çıkan enerji depremi yaratıyor.
İzmit - Yalova bölgesinde neden deprem bekleniyordu?
Kuzey Anadolu Fayı'nın uzunluğu 1200 km.dir.
Kuzey Anadolu Fayı boyunca deprem olduğunda tüm bu 1200 km'lik kırık boyunca
oynama olmayıp, sadece bu hattın bazı kesimlerinde hareketler meydana gelmektedir.
1939 Erzincan depreminden başlıyarak Kuzey
Anadolu Fayı'nın yırtılan kesimleri düzensiz olarak batıya doğru göç etmektedir.
26.12.1939 Erzincan, 20.12.1942 Erbaa-Niksar, 26.11.1943 Tosya, 1.2.1944 Bolu-Gerede,
26.5.1957 Abant, 22.7.1967 Mudurnu depremleri bu zamansal göçün verileridir.
1939 ile 1967 arasında Kuzey Anadolu Fayı
boyunca Erzincan ile Mudurnu arasında 2 ile 3 metre arasında bir kayma meydana
gelmiş. Yeryüzünde uzun kırık oluşturan (~ 80 km) son büyük deprem Mudurnu 'da
1967'de olmuş. Mantıksal olarak bundan sonra olacak yırtılmanın 1967 depreminde
hareket eden kesimin batısında, yani Adapazarı-İzmit-Yalova arasında olması
bekleniyordu ve beklendiği gibi 32 sene sonra 17.8.1999 Kocaeli depremi ile
Kuzey Anadolu Fayı'nın bu kesimi harekete geçti. Bu bölgede deprem bekleniyordu
fakat bu depremin ne zaman olacağını söylemek mümkün değildi. Bilim ve teknolojide
en önde bulunan ABD ve Japonya gibi ülkelerin kendi memleketlerindeki depremleri
önceden kestirememeleri bu durumun en iyi göstergesi.
Depremler engellenebilir mi?
Anadolu levhasının Kuzey Anadolu Fayı boyunca batıya hareketi günümüzden en az beş milyon sene önce başlamış. Bu süre zarfında Anadolu levhası, kuzeyinde kalan Karadeniz dağlarına göre yaklaşık 70-80 km batıya doğru hareket etmiş. Bu hareket, depremler sırasında oluşan kaymalar ile gerçekleşmiş. Her bir depremde üç metre civarında bir kayma olduğunu farz edersek, Adapazarı-Yalova bölgesinde son beş milyon sene içinde, Kocaeli depremi şiddetinde on binlerce deprem olmuş, ve bu depremler Anadolu levhası batıya kaymasını sürdürdükçe devam edecek. Nasıl dünyanın güneş etrafında dönmesini engelleyemezsek, Kuzey Anadolu Fayı boyunca olacak depremleri de durduramayız. Depremle beraber yaşamayı öğrenmeye mecburuz.
Bundan sonra Kuzey Anadolu Fayı boyunca deprem nerede olabilir?
Kuzey Anadolu Fayı boyunca oluşan depremlerin zaman içinde batıya doğru göç ettiği düşünülürse, bundan sonraki depremin Marmara Denizinde olması beklenir. Bu depremin merkez üssü İstanbul'a daha yakın olacak ve İstanbul'da yaratacağı tahribat, Kocaeli depreminden çok daha büyük olabilecektir. Karada deprem yaratabilecek kırık hatlarının tespiti nispeten kolaydır. Bu hatlar kendilerini yeryüzü şekilleri olarak (bir ova ile kenarında aniden yükselen dağlık alan arasındaki sınır gibi) ve değişik kaya tiplerinin yan yana gelmesi ile belli eder. Deprem sırasında meydana gelen hareketin miktarı ve yönü karada kolayca tespit edilebilir. Buna karşın deniz altında kalan kesimlerde fay hatlarını haritalamak özel teknikler gerektirir. Kuzey Anadolu Fayı, İzmit Körfezi'nden Marmara Denizi'ne girmekte ve batıda Tekirdağ'ın güneyinde tekrar karaya çıkmaktadır " Bu iki kara noktası arasında Kuzey Anadolu Fayı'nın Marmara Denizi'nde nasıl bir seyir izlediğini saptamak amacı ile İTÜ Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü, İTÜ Jeofizik Bölümü ve Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü ortak bir çalışma sürdürmektedir. Bu çalışma İstanbul'u tehdit eden fay hatlarının saptanması açısından kritik bir önem taşımaktadır.
Marmara Denizi'nde İstanbul'u tehdit eden kırık hatları
"Marmara Denizi'nde Kuzey Anadolu Fayı'nın
uzantıları ve Marmara Denizi doğusunun ayrıntılı batimetrisi MTA Sismik-1 gemisinin
Marmara Denizi'nde attığı sismik yansıma kesitleri ile haritalanmıştır.
Bu yöntemde geminin arkasından uzun bir
kablo çekilmekte, kablonun ucunda belli aralıklarla su içerisinde sıkıştırılmış
hava tabancalarından hava aniden bırakılarak patlatmalar yapılmaktadır. Patlatmalardan
çıkan basınç dalgaları deniz tabanından ve deniz tabanı altındaki çökel kayalardan
yansıyarak kablo boyunca yerleştirilmiş hidrofonlar tarafından algılanır ve
elektronik olarak kaydedilir. Bu yöntem ile bir anlamda deniz tabanının ve altındaki
çökellerin röntgeni çekilmektedir.
Marmara Denizinin batimetrisi ve denizde deprem yaratacak aktif faylar ve İstanbul bölgesini doğrudan ilgilendiren Marmara'nın doğusundaki aktif faylar bilinmektedir.
Marmara Denizinde doğu-batı yönünde sıralanmış, derinliği 1100 metreyi geçen üç büyük çukur bulunur. Bu çukurların halen süregelen oluşumu Marmara Denizindeki faylar boyunca devam eden harekete bağlıdır.
Marmara Bölgesi'nde depremin kaçınılmazlığı son yıllarda yapılan GPS çalışmaları ile de ortaya konmuştur. GPS çalışmaları ile uydular kullanılarak yer hareketleri milimetre hassasiyetinde ölçülebilmektedir. GPS çalışması kapsamında Marmara Bölgesi'nde değişik noktalarda istasyonlar kurulmuş ve bu istasyonlar arasındaki hareketler sene bazında ölçülmüştür.
Bu ölçümlere göre İstanbul istasyonu sabit kabul edilirse, Marmara Denizi'nin güneyinde kalan tüm kesimler senede yaklaşık iki santimetre batıya doğru hareket etmektedir. Bu hareket belli bir süre sonra Marmara Denizinden geçen Kuzey Anadolu Fayı boyunca bir yırtılmaya ve böylece bir depreme neden olacaktır.
İzmit Körfezine kadar tek bir kol oluşturan Kuzey Anadolu Fayı, körfez içinde önce ikiye çatallanmakta, daha sonra kuzeydeki kol körfez çıkışında tekrar ikiye ayrılmaktadır . Böylece İstanbul güneyinde Marmara Denizi içerisinde üç büyük aktif fay bulunmaktadır. İstanbul'u vuracak deprem, bu üç faydan birinde meydana gelecektir. 17 Ağustos 1999 Kocaeli depremi muhtemelen Armutlu yarımadasını kuzeyden sınırlayan fay boyunca meydana gelmiştir . İstanbul'a en yakın olan Kuzey Sınır Fayı, Marmara Denizi'nin derinliği 110 metreyi geçmeyen sahanlığı ile derinliği 1276 metreyi bulan Çınarcık çukuru arasındaki yamacı izler. Güney Sınır Fayı ise Çınarcık çukurunun güney yamacı boyunca devam eder, Armutlu Fayı ise İmralı Adası ile Armutlu Yarımadası arasında yer alır. Bu üç fay arasında morfolojik olarak en aktif gözükeni Kuzey Sınır Fayıdır.
İstanbul'u tehdit eden deprem
Depremin yapılarda yaratacağı tahribat depremin şiddetine, yapının depremin merkez üssünden olan uzaklığına, yapının üzerinde yer aldığı zeminin niteliğine ve nihayet yapının inşaat kalitesine bağlıdır. İzmit, Yalova gibi yerleşim yerleri Kuzey Anadolu Fayı'nın hemen üzerinde yer almaktadır. Buna karşın İstanbul'un göbeği sayılabilecek Sultan Ahmet Camii deprem yaratabilecek kırık hattının 18 km kuzeyinde bulunur. Bu İstanbul için talihli bir durumdur. Marmara Denizi'nde olabilecek depremin merkez üssünün Kuzey Sınır Fayı üzerinde olacağı düşünülürse, bu kırık hattından uzaklaştıkça depremin tahribatı azalacaktır. Bu bakımından İstanbul'un kuzey kesimleri olabilecek bir depremden daha az etkilenecektir.
Bir fay boyunca deprem sırasında meydana gelen hareket yatay yönde olabileceği gibi düşey yönde de olabilir. Kocaeli depremi sırasında fay boyunca hareket, büyük ölçüde yatay yönde olmuştur. Buna karşın örneğin Dinar depreminde hareket daha çok düşey yönde gerçekleşmiştir. Yatay yöndeki yırtılmalar, düşey yöndeki yırtılmalara göre genelde daha büyük depremler oluşturur.
Marmara Denizi'ndeki derin çukurlar bu bölgede meydana gelen depremlerde, yatay hareketlerin yanı sıra önemli ölçüde düşey hareketlerin de olduğuna işaret etmektedir. Bu bakımdan Marmara Denizi'nde olacak depremin şiddeti Kocaeli depremininkinden daha az olabilir.
Adapazarı, İzmit ve Yalova gibi yerleşim yerleri alüvyon tabir edilen yumuşak dolgu üzerine kurulmuştur. İstanbul'un büyük bir kesimi ise, alüvyona göre çok daha sağlam olan, sert kayalar üzerinde yer alır. Bu İstanbul için diğer talihli bir durumdur. İstanbul'da nispeten zayıf zeminler Zeytinburnu, Bakırköy, Avcılar kesiminde bulunur. Bu semtler aynı zamanda Marmara Denizi'nde deprem yaratacak faya da en yakın olan bölgelerdir. Bu bakımdan Marmara Denizi'nde olacak depremden en çok bu semtler etkilenecektir. Bu bölgelerdeki yapılar depreme özellikle dayanıklı bir şekilde inşa edilmelidir.
Aral Okay, İTÜ, Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü
Ayşe Kaşlılar-Özcan ve Aysun Boztepe-Güney, İTÜ, Maden Fakültesi, Jeofizik Mühendisliği Bölümü
İsmail Kuşçu, Maden Tetkik ve Arama Gen. Müdürlüğü
Kaynakça:Barka, A.A., 1992, The North Anatolian fault Zone. Ann. Tectonicae, 6, 164-195.
Barka, A., 1996, Slip distribution along the North Anatolian Fault associated with the large earthquakes of the period 1939 to 1967. Bull. Seism. Soc. Am., 86, 1238-1254.
Ketin, İ., 1948, Über die tektonisch-mechanischen Folgerungen aus den grossen anatolischen Erdbeben des letzten Dezenniums. Geol. Rundschau, 36, 77-83.
Okay, A.I., Demirbağ, E., Kurt, H., Okay, N., Kuşçu, İ., 1999. An active, deep marine strike-slip basin along the North Anatolian Fault in Turkey. Tectonics 18, 129-148.
Smith, A.D., Taymaz, T., Oktay, F., Yüce, H., Alpar, B., Bataran, H., Jackson, J.A., Kara, S., Timtek, M., 1995. High-resolution seismic profiling in the Sea of Marmara (northwest Turkey): Late Quaternary sedimentation and sea-level changes. Geol. Soc. Am. Bull. 107, 923-936.
Straub, C., Kahle, H.-G., 1995. Active crustal deformation in the Marmara Sea region, NW Anatolia, inferred from GPS measurements. Geophy. Res. Lett. 22, 2533-2536.
Şengör, A.M.C., 1979, The North Anatolian transform fault: Its age, offset and tectonic significance. J Geol Soc London 136: 269-282.
Şengör, A.M.C., 1995, Kuzey Anadolu Fayı'nın keşfi hakkında. Cumhuriyet Bilim Teknik, sayı 458, 6-8.
PSİKOLOJİK ETKİLERLE BAŞA ÇIKMA
Yaşadığımız türden büyük bir deprem, insanların başına aniden gelir ve çok sarsıcıdır. Bu felakete maruz kalan bazı kişilerde fiziksel bir yaralanma olmasa bile, herkes duygusal olarak çok sarsılır. Her insan birçok tepki gösterir; bu tepkiler tamamen normaldir. Bunları bilmeniz, olayların psikolojik etkisinden daha çabuk kurtulmanıza yardımcı olabilir.
Bu tür olaylardan hemen sonra insanlar tipik olarak şok tepkisi içine girerler. Hatta bazı insanlarda şok o derece ağırdır ki, yüz ifadeleri olaydan hiç etkilenmemiş gibi donuklaşır. Bu durum gerçekte yoğun ızdıraba karşı vücudun verdiği normal bir tepkidir. Bir süre için kişiyi uyuşmuş gibi bir hale sokar, olayı inkar ediyormuş gibi yaşatır. Bir süre için kendinizi yaşamdan kopmuş ve uyuşmuş gibi hissedersiniz.
İlk şoktan sonra herkes aynı tepkileri göstermez. Aşağıda belirtilenler böyle bir felaket durumuna karşı insanların gösterdikleri normal tepkilerdir:
Korku, endişe, suçluluk, pişmanlık, öfke, karamsarlık, panik, çaresizlik ve utanç gibi duygular çok derin ve yoğun yaşanır. Bu duygular sık sık değişebilir. Kendinizi eskiye kıyasla daha sinirli hissedebilirsiniz. Bazı duygularda çok fazla ve ani iniş-çıkışlar olur. Endişeli, sinirli ya da karamsar olabilirsiniz.
Düşünce ve davranışlarınız olayın etkisi altındadır. Olayla ilgili anılarınızı tekrar tekrar anlatmak ihtiyacı duyarsınız. Yaşadıklarınız gözünüzün önünden gitmez. Her an tekrar deprem olacakmış gibi hisseder, korku duyabilirsiniz. Dikkatinizi yaptığınız işe vermekte ya da karar vermekte zorlanırsınız. Kafanız kolayca karışabilir. Hafızanızda problemler olabilir. Olan bitenlere inanmakta güçlük çekebilirsiniz. Uykunuz, yeme düzeniniz ve iştahınız bozulabilir. Merak etmeyin! Ancak güçlü kalmak, yakınlarınıza ve çevrenize yardımcı olabilmek için elinizden geldiğince iyi beslenmeye ve dinlenmeye çalışın.
Başından yıkıcı olay geçmiş diğer kişilerle sürekli olarak konuşma ihtiyacı duyabilirsiniz. Ama zaman zaman da içinize kapanıp hiç konuşmadan düşünme ihtiyacı duyabilirsiniz. Bunlar normaldir. Başka insanlarla sık sık konuşmanızın, duygularınızı paylaşmanızın size yararı olacaktır.
Yoğun stresten ötürü vücudunuzda bazı belirtiler ortaya çıkabilir: Örneğin baş ağrıları, bulantı ve göğüs ağrısı olabilir ve bir tedavi gerektirebilir. Daha önce sürekli tedavi gerektiren tıbbi bir rahatsızlığınız varsa, şiddeti artabilir. Bu durumda tıbbi yardıma başvurunuz.
Şu noktayı anlamak çok önemlidir; Aynı olaya herkes aynı tepkiyi göstermez. Bazı insanlar hemen tepki gösterirler, bazılarının tepkisi aylar, hatta yıllar sonra, gecikmeli olarak ortaya çıkabilir. Bazılarının yaşadığı rahatsızlık verici tepkiler uzun zaman sürer, diğerleri ise çok çabuk eski hallerine dönerler.
Tepkiler zaman içinde de değişir. Bazıları olayın yaşandığı sırada çok enerjiktirler ve sanki bu enerji sayesinde, olayla daha kolay başederler, ama hemen sonra umutsuzluk ve karamsarlık yaşarlar.
Kendinize ve ailenize nasıl yardımcı olabilirsiniz?
Duygusal olarak yeniden eskisi gibi sağlıklı bir duruma gelebilmeniz ve yaşamınızın kontrolünü yeniden ele geçirebilmeniz için yapabileceğiniz çeşitli şeyler vardır:
Bu dönem, kuşkusuz yaşamınızın zor bir dönemidir. Toparlanmak ve kendinize gelmek için zaman tanıyın. Kayıplarınız için yas tutmanız en doğal hakkınızdır. Duygularınızda iniş çıkışlar olması normaldir.
Bu olayı yaşayan herkes sizin hissettiklerinizi hissetmektedir, onlarla dayanışma içinde olun, duygularınızı paylaşın.
Alkol ve uyuşturucu ilaçlardan uzak durun.
Kendinizi oyalayın. Bu oyalama çabaları, başkalarına yardımcı olmak, şu anda olabildiğince hayatınızı düzene koymaya çalışmak ya da çocuklarınızla daha yakından ilgilenmek biçiminde olabilir.
Duygusal olarak yakın gelecekte neler yaşayabileceğinizi öğrenmeye çalışın, bilgi edinin veya sağlık kuruluşlarının deprem için oluşturulmuş özel birimlerine başvurun.
Çocuklar için neler yapmalı?
Bu depremden sonra yaşanan korku ve kaygı, özellikle çocuklar için çok zorlayıcıdır. Bazı çocuklar, daha küçük yaşlarda yaptıkları gibi, parmak emme, altını ıslatma gibi davranışlara geri dönebilirler. Kabuslar görebilir, yalnız yatmaktan korkabilirler. Okul başarıları etkilenebilir. Ayrıca daha sık öfke nöbeti gösterebilir ya da içlerine kapanıp, yalnız kalmak isteyebilirler.
Bu çocuklar için yapılabilecek bazı şeyler aşağıda sıralanmaktadır:
* Onlarla daha fazla zaman geçirin. Olaydan hemen sonraki günlerde çocuğunuz sizden ayrılmak istemeyebilir. Sık sık elinizi tutmak, kucağınızda oturmak, boynunuza sarılmak isteyebilir. Her fırsatta kendisiyle ilgilenmenizi bekleyebilir. Bunlara göz yumun, anlayışlı davranın. Onlara dokunun, sarılın. Bu tür fiziksel temas çocuklar için çok yararlıdır.
* Gerginliklerini azaltmak için onlara oyun imkanları tanıyın. Resmi kurumların açtığı çocuk merkezlerine gönderin. Buradaki oyun ve resim yapma faaliyetlerine katılmalarını teşvik edin. Küçük çocuklar resim yaparak olayla ilgili gerginliklerinden kurtulabilirler. Yaşadıklarını resme dökmeleri onlar için yararlıdır.
* Dokuz yaşından daha büyük çocuklarınızın sizinle ayrıntılı konuşmalarına izin verin, duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri için onları destekleyin, yüreklendirin. Bu sayede felaketle ilgili olarak kafalarındaki sorulara cevaplar bulabilirler ve korkuları azalır. Sordukları soruları onların anlayabileceği biçimde cevaplamaya çalışın. Sık sık onları sevdiğinizi, korkularını ve kaygılarını anladığınızı gösterin. Yemek yemek, oynamak, uyumak gibi faaliyetleri mümkün olduğunca belli saatlerde yapmalarını sağlamaya çalışın. Bu sayede çocuklarınıza hayatın normale dönmekte olduğu duygusunu verebilirsiniz.
UNUTMAYIN YALNIZ DEĞİLSİNİZ !
Daha sonraki haftalarda ve aylarda da psikolojik sorunlarınız için size yardım edecek profesyonel insanlar ve kurumlar mevcuttur. Şu anda çok normal olan gerginlik ve korku haliniz çok uzun süre devam ederse mutlaka sağlık kuruluşlarına başvurunuz.
Adres: Meşrutiyet Cad. 22/12 Kızılay 06640 Ankara
Tel: 0312-425 67 65 Faks: 0312-417 40 59
e-posta: bilgi@psikolog.org.tr
web sitesi:
http://www.psikolog.org.tr
İSTANBUL İÇİN BİR
DEPREM SENARYOSU
İstanbul doğaya deprem borçlu "İSTANBUL İÇİN BİR DEPREM SENARYOSU: Araştırmalar ve bulgular, Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın Marmara Denizi içindeki uzantısına çok yakın bir konumda bulunan İstanbul'da, yakın bir gelecekte büyük bir depremin meydana gelme olasılığının arttığını gösteriyor... Bu yazıda, 7.4 büyüklüğünde bir depremin İstanbul üzerindeki muhtemel etkileri inceleniyor...
Mustafa Erdik (*)
İstanbul'da meydana gelebilecek büyük bir depremin yolaçacağı hasarın mertebesinin gerçeğe yakın bir şekilde tahminini sağlayacak bir "Deprem Senaryosu"nun hazırlanmasına yönelik çalışmalar, riske maruz eleman envarterlerinin eksikliği nedeni ile istenilen ayrıntıda yürütülememektedir. Ancak, İstanbul'da olabileceği tahmin edilen büyük bir depremde önemli miktarda can kaybı, yaralanmalar ve yoğun bina hasarı yanında ulaşım, haberleşme, elektrik, gaz, su ve atıksu şebekelerinde önemli hasar meydana gelebileceği beklenmelidir. Bunlarla birlikte, endüstri ve hizmet sektörlerinde meydana gelebilecek üretim kayıplarının, ülke ekonomisini büyük ölçüde sarsabilecek mertebelere ulaşması mümkündür. Son yıllarda, İstanbul'un maruz kalabileceği büyük depremin muhtemel şiddetine yakın veya altında şiddetlerin yaşandığı Loma Prieta - ABD (1989), Erzincan (1992), Northridge - ABD (1994) ve Hanshin (Kobe) - Japonya (1995) depremlerinden yapılan projeksiyonlar yukarıda belirtilen endişeyi doğrulamaktadır.
Yukarıda belirtilen deprem kayıplarının bir bütün olarak azaltılması mümkün olmamakla birlikte, kısa vadede alınacak birtakım tedbirlerle bazı kayıpların azaltılması ve deprem sonrasında kurtarma ve rehabilitasyon çalışmalarına yardımcı olunması mümkündür. Bu çerçevede, İstanbul'u ülkenin diğer bölümlerine bağlayan iki ana ulaşım arteri üzerinde bulunan ve deprem sonrasında ulaşımın kesintisiz olarak sağlanmasında hayati önemi haiz köprülerin deprem öncesi rehabilitasyonu ile, elektrik ve doğalgaz sistemlerinin depremin hemen başlangıcında otomatik olarak kapatılmasını sağlayacak erken uyarı sistemlerinin tesisi özel önem taşımaktadır.
İstanbul'da deprem senaryoları
Yirmialtı yüzyılı aşan tarihi ile dünyanın sürekli olarak yaşanmış en eski metropolisi olan İstanbul 1950'den itibaren görülmemiş bir şekilde büyümüş ve nüfusu 10 kere artarak yaklaşık 10 milyona ulaşmıştır. Bu nüfus artışı, çevre sağlığı, şehir altyapısı ve kamu hizmetleri üzerinde baskı oluşturmakta ve meydana gelebilecek bir depremde karşılaşılması muhtemel riskleri arttırmaktadır.
İstanbul gibi hızla büyüyen metropollerdeki kısıtlı mali ve beşeri kaynaklar ve zaman baskısı, yapıların yeterli emniyette yapılmasını teşvik eder mahiyette bir rol oynamadığından depremlerde büyük yapısal hasarların meydana gelmesi kaçınılmaz olmakta ve maruz kalınan mali kayıplar, sermaye ve yatırım potansiyeli gelişme sürecinde olan ekonomiler üzerinde büyük sıkıntılar oluşturmaktadır.
İstanbul gibi geçmişte önemli depremlere sahne olmuş ve gelecekte de büyük depremlere maruz kalacağı bir gerçek olan ülkemizin en büyük kentinde meydana gelebilecek bir deprem zararlarını özellikle kısa vadede alınabilecek ve minimum bir harcamayla gerçekleştirilebilecek rasyonel tedbirlerle azaltmaya yönelik bir "Deprem Master Planı"nın hazırlanması çalışmaları, İstanbul Valiliği tarafından Boğaziçi Üniversitesi-Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü'ne bir görev olarak verilmiştir.
Deprem Masterplan'ı çalışmaları kapsamında İstanbul'u etkileyebilecek büyük bir depremde meydana gelebilecek hasar senaryoları; fiziki yapı, mal, can ve sosyo-ekonomik kayıplar cinsinden incelenmektedir. Masterplan, karşılaşılması muhtemel kayıpların azaltılması için deprem öncesinde, hemen akabinde ve uzun vadede alınması gerekli tedbirler, arazi kullanım planları, yapı denetimi, mevcut yapıların takviyesi, acil hal plan ve programları ve deprem sonrasında kent sosyo-ekonomik yaşamının rehabilitasyonu konularını kapsamaktadır.
Sunulan bu raporda İstanbul'da büyük bir depremin oluşma ihtimali ve oluşması halinde maruz kalabileceği kayıplar global olarak incelenecek ve kısa vadede alınması gerekli olan tedbirlere yer verilecektir.
İstanbul'da deprem ihtimali
İstanbul'u geçmişte etkileyen ve gelecekte de etkilemesi beklenen depremler, Kuzey Anadolu Fay Hattı olarak bilinen ve Doğu Anadolu'da Karlıova'dan başlayarak Kuzey Anadolu'yu kateden ve Marmara Denizi üzerinden Kuzey Ege'ye ulaşan büyük bir tektonik kırık üzerinde oluşmaktadır. Kuzey Anadolu Fay Hattı Marmara bölgesinden üç kola ayrılarak geçmektedir. Marmara Denizi'nin içinde yer alan ve Marmara Graben Sistemi olarak adlandıracağımız Kuzey kolu İstanbul'a 15 km'ye kadar yaklaşmaktadır.
Tarihi depremler
İstanbul tarihi boyunca birçok yıkıcı depreme maruz kalmıştır. İstanbul'u 4. yüzyıldan 19. yüzyılın sonuna kadar yaklaşık 32 adet şiddetli ve çok şiddetli deprem etkilemiştir. Bu durum ortalama her 50 yılda bir şiddetli (MSK Şiddet Ölçeğine göre: VII-VIII) depreme tekabül etmektedir. Yaklaşık her 300 yılda bir ise İstanbul çok şiddetli depremlere (MSK Şiddet Ölçeğine göre: IX-X) maruz kalmıştır. 1450 yıldır İstanbul'da sürekli tamir ve takviye ile varlığını koruyabilen Ayasofya bu süre zarfında, üçü çok ağır olmak üzere, yaklaşık 10 kere hasar görmüştür. İstanbul'u etkileyen depremler 4.-6. ve 14.-18. yüzyıllar arasında sık, 7.-13. yüzyıl periyodunda ise seyrek bir oluşum göstermektedir. Günümüzden yaklaşık bir asır önce meydana gelen 10 Temmuz 1894 depremi İstanbul'da büyük hasara sebebiyet vermiş en yakın tarihli depremdir. İstanbul son yüzyılda önemli bir depreme maruz kalmamıştır. Geçmiş deprem tarihçesine göre bu oldukça olağandışı bir gelişmedir.
Güncel depremler
Bu yüzyılın başlarından beri İstanbul'u etkileyen depremler Boğaziçi Üniversitesi- Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından sürekli olarak izlenmektedir. Kaydedilen deprem merkezleri Marmara Grabeni'nin kuzey sınırını belirlenmekte ve olası bir büyük depremin kaynağı olarak açığa çıkarmaktadır. İstanbul'un hemen güneyinde yer alan ve relatif olarak düşük deprem aktivitesi gösteren kesim bir "Sismik Boşluk" olarak belirlenmiştir. Sismik Boşluklar'ın gelecekte büyük bir depreme namzet olabilecek tektonik bölgeleri temsil ettiği bilinmektedir.
İhtimal hesapları
Mevcut deprem verileri üzerinde yapılan istatistiki çalışmalar % 4 olasılıkla her 50 yılda bir kere 6.5 aletsel büyüklüğünde (MSK Şiddeti VII-VIII), her 100 yılda bir kere 7.0 aletsel büyüklüğünde (MSK Şiddeti VIII-IX) ve her 200 yılda bir kere 7.5 aletsel büyüklüğünde (MSK Şiddeti IX-X) bir depremin İstanbul'u etkilemesinin mümkün olduğunu göstermektedir.
Geçmiş depremlerin oluşum düzenlerinin tanınmasına (pattern recognition) yönelik olarak yapılan önceden belirleme çalışmaları, Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerindeki diğer bölgelere nazaran, Marmara Denizi'nde önümüzdeki yıllar için deprem olma olasılığının arttığını göstermektedir.
Deformasyon ölçümleri
"Küresel Konum Belirleme Sistemi" (GPS) tekniklerine dayalı olarak Marmara Denizi'nin kuzey ve güneyinde sürdürülen deformasyon ölçümleri son yıllarda bu deformasyonların tarihi ortalamaların üzerinde cereyan ettiğini ve 3cm/yıl gibi büyük değerlere ulaştığını göstermektedir. Deformasyonlar vasıtasıyla biriken bu enerjinin son yüzyılda depremlerle boşalmadığı göz önüne alınırsa, Marmara Denizi'nde yaklaşık 2-3m yanal atım yapması mümkün olan büyük bir depremin meydana gelmesi ihtimalinin yüksek olduğu ortaya çıkmaktadır.
Senaryo depremi
Yukarıda açıklanan hususlar ve yırtılması muhtemel fayların boyutları göz önüne alınarak İstanbul'u etkileyecek büyük depremin (Senaryo Depremi) aletsel büyüklüğü MS:7.4 olarak belirlenmiş ve merkezi İstanbul'un 15 km kadar güneyinde (Marmara Denizi'nde) normal derinlikte seçilmiştir.
Deprem kayıtları
İstanbul'u etkileyecek büyük bir depremde (Senaryo Depremi) kuvvetli yer hareketinden kaynaklanacak sarsıntılara ilave olarak heyelanlar, zemin göçmeleri ve sıvılaşmalar meydana gelecektir. Depremde meydana gelecek fiziki kayıplar genelde aşağıdaki başlıklarla verilebilir:
Yapıların ve içerisinde bulunan donanımın hasar görmeleri, kısmen veya tamamen göçmeleri.
Yol, köprü, liman, istinat duvarı gibi mühendislik yapılarının hasar görmesi, ulaşımın etkilenmesi.
Elektrik, su, kanalizasyon, gaz, telefon gibi şebekelerin hasar görmesi ve hizmetin kesilmesi.
Deprem etkilerinden kaynaklanacak yangınlar, su basmaları ve tehlikeli madde sızıntılarının ortaya çıkması.
Depremlerden kaynaklanan bu fiziki tesirlerin aynı zamanda can kayıplarına, yaralanmalara, salgın hastalıklara ve sosyo-ekonomik hayatın büyük ölçüde etkilenmesine yol açacağı muhakkaktır. Büyük depremlerde meydana gelen sosyo-ekonomik kayıplar, direkt fiziki kayıpların birkaç katına ulaşabilmektedir.
İstanbul ile karşılaştırılabilecek düzeyde nüfus, yapılaşma ve ekonomik faaliyeti olan Los Angeles (ABD) ve Hanshin (Japonya) metropol bölgelerinde yakın tarihlerde meydana gelen depremlerde oluşan toplam kayıpların (fiziki ve ekonomik) 40 Milyar ve 200 Milyar ABD Doları gibi çok yüksek miktarlara ulaştığına dikkat edilmelidir. Depremde etkilenen nüfusa göre bu kayıplar şahıs başına 40,000-50,000 ABD Dolar'a ulaşmıştır. Ancak her iki ülkenin de zenginliği göz önüne alınınca bu rakamlar yıllık bütçelerin %?-%?'ü gibi tolere edilebilir seviyelerde kalmaktadır.
Gerek nüfus ve gerekse yerleşim açısından İstanbul'un yaklaşık 1/100'ü ölçüsünde olan Erzincan'da 1992 depreminde meydana gelen toplam fiziki ve sosyo-ekonomik kayıpların 1 Milyar ABD Doları civarında olduğu tahmin edilebilir. Depremden etkilenen nüfustaki şahıs başına toplam kayıp 10,000 ABD Doları civarındadır. Erzincan'daki kısıtlı endüstri ve altyapı şebekeleri bu rakamın yükselmesini engellemiştir.
Gerek bu örnekler ve gerekse İstanbul'un Türkiye nüfusunun 1/6'sını ve ekonomik potansiyelinin 1/2'sini barındırdığı hususları göz önüne alınırsa, İstanbul'da oluşacak deprem kayıplarının ülke ekonomisini sarsacak bir düzeye erişebileceği tahmin edilebilir.
İstanbul için hazırlamakta olduğumuz Deprem Masterplanı çalışmaları ışığında bazı hasar ve kayıp tahminleri aşağıdaki maddelerde belirtilmiştir.
Bina hasarları
İstanbul'da halen yaygın olarak kullanılan ve gelecekte de yoğun bir şekilde kullanılması beklenen yapı tipi çok katlı betonarme binadır. Bu tip yapıların ülkemizde gözlenen deprem performansları kalkınmış ülkelerde gözlenenlerin çok altında kalmaktadır. Ortalama şiddetin MSK VIII olduğu 1992 Erzincan Depreminde 4-6 katlı betonarme binaların yaklaşık %0'sinin maruz kalmış olduğu deprem hasarı nedeni ile tamamen yıkılıp yeniden inşa edilmesi veya ciddi bir tamir-takviye işlemine tabi tutulması gerektiği gözlenmiştir. Bu oran 1995 Hanshin (Japonya) depreminde gözlenmiş olanların yaklaşık 4 katı, 1995 Northridge (ABD) depreminde gözlenenlerin ise yaklaşık 12 katıdır.
Çok katlı, orta yükseklikte betonarme binalar için ülkemizde meydana gelen depremlerde gözlenmiş hasarlar diğer benzer gelişmişlik düzeyindeki ülkelerden elde edilen veri ve tecrübelerle birleştirilerek aşağıdaki tabloda verilen "Hasargörebilirlilik" oranları elde edilebilir:
Bu tabloda Tamir-Maliyet Oranı tamir için gereken maliyetin, yapıyı yeniden inşa etmek için gereken maliyete oranını göstermektedir.
İstanbul için hazırlanmış bir yapı envanteri bulunmadığı için senaryo depreminde ortaya çıkacak bina hasarı tablosunu kantitatif olarak belirlemek imkânsızdır. Ancak İstanbul'da senaryo depreminde beklenen zemin-bağımlı MSK Şiddeti dağılımı ve hasargörebilirlilik oranları esas alınırsa İstanbul'un Avcılar, Küçükçekmece, Bakırköy, Bağcılar, Bahçelievler, Zeytinburnu, Fatih, Kadıköy, Maltepe, Kartal ve Pendik semtlerini içeren bölgede ve adalarda yer alan çok katlı, orta yükseklikte betonarme binalardan ortalama %0.'sinin senaryo depremi neticesinde tekrar kullanılamayacak şekilde hasar göreceğini veya yıkılacağını belirleyebiliriz. Bayrampaşa, Eyüp, Beyoğlu, Beşiktaş, Üsküdar ve Ümraniye bölgelerinde bu oranın %2, daha kuzeyde yer alan Kağıthane, Sarıyer ve Beykoz'da ise %0. olarak gerçekleşmesi beklenebilir. İstanbul'daki nüfus yoğunluğu dağılımı göz önüne alınırsa şehir nüfusunun yaklaşık yarısının senaryo depremi akabinde açıkta kalacağı anlaşılabilir.
Sigorta şirketleri 1994 başı itibariyle İstanbul'da 12 Milyar ABD Doları tutarında deprem teminatı vermişlerdir. İyimser bir tahminle İstanbul'da yaklaşık her 10 haneden birinde deprem sigortası olduğu söylenebilir. İstanbul'da bir depremde meydana gelecek muhtemel maksimum kayıp (PML- Probable Maximum Loss) oranının yaklaşık %5 olacağı tahmini ile sigorta şirketlerinin muhatap olacağı hasarın yaklaşık 2 Milyar ABD Doları civarında olacağı belirlenebilir. Sigorta şirketlerinin bu hasarı ödeyebilecekleri varsayılsa bile geriye kalan hasarların karşılanması ve açıkta kalanların yeniden iskânı için çok büyük miktarlarda finansmanın temini söz konusu olacaktır.
Can kaybı ve yaralanmalar
Depremlerde genellikle can kaybı ve yaralanmalara yapıların yıkılması ve yangın gibi ikincil etkiler sebep olmaktadır. Kayıplar binalardaki ortalama insan sayısına, depremin oluş zamanına, yıkıntı altında kalanların sayısına, deprem sonrası yangınlara ve acil yardım-kurtarma hizmetlerinin düzeyine bağlı olarak çok büyük farklılaşmalar gösterebilir. Bir depremde meydana gelen can kayıplarının toplam etkilenen nüfusa oranı "Can Kaybı Oranı" olarak adlandırılır. Çin deprem kayıp istatistiklerine göre, MSK-VI, VII, VIII ve IX şiddetindeki depremlere tekabül eden can kaybı oranları sırasıyla %0.4, %0.1, %0.8 ve %. dir. 1995 Hanshin (Japonya) depremindeki can kaybı oranları %0.5 (Kobe) ve %0.4 (Nada) değerlerini bulmuştur. Bu can kaybı oranları 1992 Erzincan Depremi (ortalama MSK-VIII) için bulunan %0.7 oranı ile uyuşmaktadır.
Erzincan depreminden elde edilen veriler ağır hasarlı veya yıkılmış her bir betonarme bina başına ortalama 1 can kaybı ve 3 hastanelik yaralanma vakasının geldiğini göstermektedir. Kaliforniya (ABD) verileri ciddi (hastane tedavisi gerektiren) yaralanma oranını can kaybı oranının 4 katı olarak ve hafif yaralanma oranını ise can kaybı oranının 30 katı olarak alınabileceğini göstermektedir. İstanbul'da deprem senaryosu için yapılacak can kaybı ve yaralanma tahminlerinin yıkılan bina sayılarına, bina kullanım zamanlarına ve acil yardım-kurtarma imkânlarına göre yapılması gerekir. Ancak bu bilgilerin veri eksiliği nedeni ile derlenememiş olması bizleri maalesef büyük yanılgı paylarını içeren global tahminlere sevk etmektedir. Bu durumda İstanbul'un Avcılar, Küçükçekmece, Bakırköy, Bağcılar, Bahçelievler, Zeytinburnu, Fatih, Kadıköy, Maltepe, Kartal ve Pendik semtlerini içeren bölgede ve adalarda can kaybı oranı ortalama %0. olacağı tahmin edilmektedir. Bayrampaşa, Eyüp, Beyoğlu, Beşiktaş, Üsküdar ve Ümraniye bölgelerinde bu oranın %0., daha kuzeyde yer alan Kağıthane, Sarıyer ve Beykoz'da ise %0. olarak gerçekleşmesi beklenebilir. İstanbul'daki nüfus yoğunluğu dağılımı göz önüne alınırsa şehir nüfusunun ortalama %0.'ünün senaryo depremi akabinde canını kaybedebileceği ve ortalama %0.'sının hastaneye sevki gerekecek şekilde yaralanacağı anlaşılabilir. Bu oranların çok büyük hata payları içerdiğine ve gerçek sonuçların beklenenden daha fazla veya daha az olabileceğine dikkat edilmelidir.
Köprü hasarları
Ülkemizde meydana gelen depremlerden köprülerin deprem performansına yönelik istatistiki bilgi edinilmesini mümkün kılacak düzeyde veri yoktur. 1976 Tangshan (Çin) ve 1971 San Fernando (ABD) depremlerinden elde edilen tecrübeler tek açıklıklı köprülerin %0-30'unun ve mütemadi kirişli köprülerin ise %-10'unun MSK-VIII şiddetindeki bir depremde ağır hasara uğrayacağını göstermektedir. ABD Kaliforniya eyaletinde depreme dayanıklı olarak projelendirilmiş ancak takviye edilmemiş köprülerin VII, VIII, IX ve X şiddetindeki depremler altında sırasıyla %, %, % ve %0 oranında hasar göreceği öngörülmektedir. Konvansiyonel köprüler için bu oranlar sırasıyla %, %0, %5 ve %0 olarak verilmektedir.
Aletsel büyüklüğü 6.6 olan 1994 Northridge (ABD) depreminde Los Angeles şehri otoyol şebekesinde 10 adet önemli viyadük ve kavşak ve 157 adet üst geçit ağır hasara uğramış ve şehir merkezinin batı ve kuzey bölgeleri ile irtibatı kesilmiştir. Çöken otoyol yapılarının hemen hepsinde zafiyet bulunduğu ve tahkim-takviyeye ihtiyaçları olduğu deprem öncesinde bilinen bir husustur. Nitekim, deprem öncesinde tahkim-takviye işlemine tabi tutulmuş viyadüklerde hiç bir hasar meydana gelmemiştir. Bu hasarlardan kaynaklanan fiziki kayıplar 1.5 milyar ABD Doları mertebesinde olmakla beraber dolaylı sosyo-ekonomik kayıpların bu miktarın 4-5 katına ulaştığı tahmin edilmektedir.
Aletsel büyüklüğü 6.9 olan 1995 Hanshin (Japonya) depreminde Kobe ve Osaka şehirleri arasındaki 5x20km'lik sahil bölgesindeki otoyolların 1257 noktasında hasar meydana gelmiştir. Bölgenin en önemli arterlerinden birisi olan Hanshin Otoyolu'nun 600m'lik bir kısmı tamamen göçmüş ve ayrıca 5 yerde yıkılmıştır. Sahil Otoyolu'nun 20 ayrı kesiminde hasar meydana gelmiştir. Shinkansen Demiryolu'nun 56km'lik güzergâhının 36 yerinde hasar mevcuttur. Ulaşım şebekesindeki bu yaygın hasar acil yardım ve kurtarma faaliyetlerini zorlaştırmış ve Japonya'nın bu bölgeden geçen doğu-batı trafiğini keserek büyük ekonomik kayıplara neden olmuştur.
E5 Otoyolu ortalama şiddetin VIII-IX olarak kabul edilebileceği bölgede yer almaktadır. Hasar istatistikleri bu bölgedeki viyadük, alt ve üst geçitlerde %0.-%0. oranlarında hasarın mümkün olduğunu göstermektedir. Bu hasar oranları E5 Otoyolunun büyük bir ihtimalle senaryo depremi akabinde ulaşıma kapanacağının bir işareti olarak alınabilir. TEM Otoyolu ortalama şiddetin VII-VIII olacağı bölgelerden geçmektedir ve viyadük, alt ve üst geçitlerde %0.-%0. oranlarında hasar oluşması beklenebilir. Bu hasar düzeyleri TEM Otoyolu'nu geçici olarak devre dışı bırakabilecek mahiyettedir. Ayrıca TEM Otoyolu İstanbul'un doğusunda İzmit Körfezi kuzeyinden ve deprem açısından çok tehlikeli bölgelerden geçmektedir. Bu açıdan otoyol şebekesi için kapsamlı bir deprem performans incelemesinin yapılması gerekir. Hal-i hazırdaki bulgular senaryo depremi akabinde her iki otoyolda da ulaşımın kesileceğini göstermektedir.
Doğalgaz, içme suyu ve atık su şebekeleri
Yeraltında bulunan doğalgaz, içme suyu ve atık su boru hatlarının deprem davranışı hakkında dünya çapında elde edilen veriler, zemin ve boru durumuna bağlı olarak, VIII şiddetindeki depremlerde, her bir kilometre boru hattı başına 0.5-1 boru kırılmasının meydana geldiğine işaret etmektedir. Bu oranlar IX şiddeti için %0 artmaktadır. Kaliforniya'daki (ABD) içme suyu boruları için VII, VIII, IX ve X şiddetindeki depremlerde sırasıyla kilometre başına 0.5, 1, 4 ve 12 kırılma öngörülmektedir. Bu hasar oranlarının yarıları doğalgaz boru hatları ve iki katları ise atık su ve kanalizasyon boru hatları için uygulanabilir. Ortalama şiddeti MSK-VIII olan 1992 Erzincan depreminden elde edilen boru hatları hasar istatistikleri kilometre başına ortalama bir kırılmaya tekabül etmektedir.
İstanbul'da kurulu her üç şebekenin de önemli bir kısmı ortalama şiddet değerlerinin IX olarak alınabileceğı güney bölgesinde bulunmaktadır. Bu durumda doğal gaz şebekesinde her bir kilometre boru hattı başına 2 hasar noktası (kırılma) beklenebilir. İçme suyu ve atık su şebekeleri için bu değerler sırasıyla 4 ve 8 olarak alınabilir. Ortalama şiddet değerinin VII-VIII olarak alınabileceği kuzey bölgelerde bu kırılma oranları yaklaşık yarı yarıya azalacaktır. İstanbul'un güney kıyılarında yer alan içme suyu pompa ve depolama tesisleri ile atık su ön arıtma tesislerinin senaryo depremi neticesinde hasar göreceği ve devre dışı kalacağı beklenebilir. İçme suyu şebekesinin önemli bir elemanı olan Alibeyköy Barajı'nın deprem performansına yönelik spesifik çalışmaların yapılmasında, deprem akabinde Haliç bölgesinde meydana gelebilecek ani su baskınlarının önlenmesi açısından, büyük bir fayda mülahaza edilmektedir.
Doğalgaz şebekesinde meydana gelecek hasarların, bir "Erken Uyarı" sistemi ile basınç düşürülmediği takdirde büyük patlama ve yangınlara yol açabileceği hususu göz önünde tutulmalıdır.
Senaryo depremi neticesinde İstanbul'da doğal gaz, içme suyu ve atık su şebekelerinin büyük ölçüde faaliyet dışı kalması beklenmektedir.
Elektrik şebekesi
Büyük depremlerden sonra kentlerde elektrik şebekeleri hasara uğramakta ve uzun süreli elektrik kesintileri ile karşı karşıya kalınmaktadır. Uygun olarak projelendirilmiş bir "Erken Uyarı" sistemi vasıtasıyla elektrik şebekesinin depremin hemen öncesinde kesilmesinde, elektrik kaçaklarına bağlı patlama, yangın, ölüm ve yaralanmaların önlenmesi açısından gerek duyulmaktadır.
Kaliforniya'da (ABD) depreme karşı özel olarak takviye edilmemiş elektrik dağıtım istasyonları için VII, VIII, IX ve X şiddetindeki depremlere tekabül etmek üzere sırasıyla %6, %6, %2 ve %0 hasar değerleri öngörülmektedir. Dağıtım alt sistemleri için aynı şiddet değerlerine karşı gelen hasar oranları sırasıyla %, %3, %5 ve %2 olarak verilmiştir. Ülkemizde 1967 Adapazarı depreminde elektrik dağıtım şebekesinin yoğun hasar gördüğü ve bir kapasitör merkezinin devre dışı kaldığı bilinmektedir. Ortalama MSK-VIII şiddetindeki 1992 Erzincan Depreminde, ana transformatör mesnetlerinde oynamalar meydana gelmiş, çelik direkler üzerinde yer alan birçok ikincil transformatör devre dışi kalmış ve 32 km'lik yer altı kablosunun 1.8 km'sinde (%'i) ve 50 km'lik yer üstü kablosunun ise 4 km'sinde (%'i) hasar meydana gelmiştir.
İstanbul'un güneyinde yer alan ve ortalama senaryo deprem şiddeti IX olarak beklenen bölgelerdeki elektrik dağıtım ve trafo merkezlerinde %0 mertebelerinde bir hasar oranı gözlenmesi beklenmektedir. Yapılan çalışmalar deprem açısından çok tehlikeli bir bölgede kurulmuş bulunan Ambarlı Termik Santrali'nin senaryo depremi sonrasında hasar göreceğini ve devre dışı kalacağını göstermektedir. Senaryo depremi sonrasında İstanbul'da uzun bir süre elektrik enerjisi kesintisinin olacağı kabul edilmelidir.
Dolaylı kayıplar
Yer sarsıntısından ve ikincil etkilerden kaynaklanan doğrudan fiziksel hasar ve can kaybına ilave olarak toplam deprem kaybının büyük bir kısmı dolaylı ekonomik kayıplardan oluşur.
Dolaylı ekonomik kayıplar, depremde hasar gören endüstriyel ve ticari tesislerin kullanılamamasından kaynaklanır ve şu hususları içerir: Hasarlı tesisteki imalat ve/veya satış kaybı; Diğer hasar görmüş işyerlerinden malzeme temin edememekten dolayı firmaların imalat ve/veya satış kaybı; Altyapıda oluşan hasardan dolayı imalat ve/veya satış kaybı; Vergi ödemelerinden ve artan işsizlik tazminatlarının sebep olduğu kayıplar. Bu tür dolaylı kayıpların tutarının direkt fiziki kayıpların birkaç katına ulaşması mümkündür.
İstanbul'da senaryo depremi neticesinde oluşacak fiziki ve sosyo-ekonomik kayıpların ve normal yaşama dönülebilmesi için gerekli rehabilitasyonun Türkiye'nin kalkınma çizgisini ve ekonomisini tehdit eden boyutlarda olabileceği göz önünde tutulmalıdır.
Deprem zararlarının azaltılması
İstanbul'da meydana gelebilecek deprem zararlarını azaltmanın iki temel şartı; yeni yapılacak yapıların mevcut deprem riskini arttırmamasını sağlamak ve mevcut deprem riskinin azaltılması yönünde tedbirler almaktır. Bu şartlardan birincisinin uygulanması için deprem etkilerini göz önüne alacak şekilde düzenlenmiş arazi kullanım planlarının yapılması ve tüm yapı ve şebekelerin depreme dayanıklı bir şekilde projelendirilerek inşası gerekmektedir. İkinci şartın sağlanması için ise deprem direnci zayıf yapı ve şebekelerin takviyesi ve acil hal plan ve programlarının hazırlanarak uygulamaya konması gerekir. Mevcut yapı ve şebekelerin tahkim ve takviyesi hususunda öncelik sosyo-ekonomik yaşamın devamı için deprem akabinde ayakta kalması gerekli haberleşme, ulaşım, asayiş ve sağlık gibi fonksiyonlara verilmelidir.
Deprem zararlarının azaltılmasında esas unsurları deprem öncesi alınacak tedbirler teşkil etmektedir. Her ne kadar deprem neticesinde doğan gelir kayıpları, sigortacılık faaliyeti yaygın ülkelerde reasürans yolu ile risk dağıtımı nispetinde bir miktar azaltılabilmiş ise de, son yıllardaki afetlerin boyutları reasürans faaliyetlerini iyice sınırlamış durumdadır. Nitekim ülkemizde de reasürörler verilmiş deprem teminatlarına tazminat sınırı getirmiştir. Sigorta şirketlerimizce İstanbul ve Kocaeli bölgesinde 1994 yılı başı itibariyle yangın ve mühendislik branşlarında verilmiş sigorta bedelleri toplamı 20 milyar ABD Doları civarında iken aktifleri toplamının sadece 1 milyar ABD Doları seviyesinde kalması sigortacılık sektörünün büyük afetleri karşılamada çaresizliğini göstermektedir.
İstanbul'da meydana gelmesi muhtemel büyük bir depremin zararlarının azaltılabilmesi için önceden alınmasını gerekli gördüğümüz en önemli ve kısa vadeli iki tedbir aşağıda sunulmuştur.
Ulaşım
Ana arterlerde deprem hasarının ulaşıma etkisi bakımından en önemli yapılar; köprüler, viyadükler ve altgeçitlerdir. Dünya genelinde meydana gelen büyük kentsel depremler (1989 Loma Prieta, 1994 Nortridge ve 1995 Hanshin gibi) ulaşım şebekelerinde meydana gelebilecek hasarların, acil yardım ve kurtarma çalışmalarındaki ve kent sosyo-ekonomik yaşamının rehabilitasyonundaki önemini ortaya koymuştur. İstanbul'daki E5, 1. Çevreyolu ve TEM Otoyolu güzergâhlarındaki köprü, viyadük ve altgeçitlerin deprem performaslarının tayini ve, gerekli durumlarda, senaryo depremi sonrasında görev yapabilecek ölçüde tahkim ve takviye edilmeleri gereklidir.
Erken uyarı sistemi
Deprem kaynak bölgesi civarına yerleştirilecek cihazlar vasıtasıyla deprem oluşumunun anında hissedilerek şebeke elektriğinin kesilmesi ve doğalgaz basıncının düşürülmesi bir çok gelişmiş ülkede deprem sonrası yangın ve patlamaların önlenmesi amacı ile kullanılan bir yöntemdir. İstanbul için Yassıada ve diğer adaların güneyine yerleştirilecek böyle bir sistemle deprem başlangıcı bilgisinin yaklaşık 6 saniye önce temini ve kritik şebeke faaliyetlerinin durdurulması mümkündür. Bu sistemin en kısa zamanda faaliyete geçirilmesi İstanbul'da deprem sonrasında meydana gelebilecek elektrik ve doğalgaz kaçağı kökenli yangınları en aza indirecektir.
(*) Prof. Dr.; Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Bu rapor 1995 yılında hazırlanmış, değişik hacimlerde İstanbul Valiliğine ve Devletin üst organlarına sunulmuştur.
Bu yazıdaki haritaların hazırlanmasında Prof. Dr. Aykut Barka'nın çalışmalarından yararlanıldı.
KAF GENE HAPŞIRDI!
Kuzey Anadolu Fayı'nın hareketi, insanların doğaya karşı tutumlarını ve KAF'ın keşfi üzerine...
A. M. C. Şengör*
Nezle olan hapşırır. Hapşırık, burun içerisinde nezle nedeniyle artmış olan sıvının burundaki sinir uçlarını rahatsız ederek neden olduğu reaksiyondur. Nezle olanın hapşıracağını, bir seferden daha çok hapşıracağını, hapşırığın burundan geleceğini, vücudun üst kısmında hızlı nefes verme sonucu sarsıntı olacağını çocuklar bile bilir. Nezle olanın hiç hapşırmayacağını farzederek eline kristal bardaklardan oluşan bir çay servisi tutuşturup bunu misafirlere ikram etmesini istemek, hem kristal çay servisinin tarumar olmasını, hem de bir misafirin haşlanmasını göze almak demektir. Böyle bir felâketin ardından "vah vah ne talihsizlikti!" diye dövünmek de dangalaklığın daniskasıdır. Neyse ki bu dangalaklığı pek az kişi yapar. Evin nezle olan kızının yerine o seferlik servisi annesi yapar, yani hem kristal takımları hem de misafiri korumak için önlem alır!
Yer kırılması
Faylar, yani yer kabuğunda, üzerlerinde kendilerine paralel hareket olan kırıklar boyunca taşküre parçaları hareket eder. Hele uzunlukları kilometrelerle ölçülen büyük faylar boyunca fay düzlemi ayna gibi dümdüz değildir. Bu düzlem üzerinde çok çeşitli nedenlerle hareketi güçleştiren maniler vardır. Fay düzlemindeki bir bükülme, fay düzlemini oluşturan kayaçların yamulmaya gösterdikleri değişik direnç vb nedenler bu tür manileri oluştururlar. Bu maniler yüzünden fay düzlemi üzerinde birbirine nazaran kayarak giden taşküre parçaları bazan takılırlar. Fayı oluşturan hareket genellikle sürekli olduğundan bu takılmalar taşküre parçalarını çelik bir yay gibi gererler. Gerilme artar, artar, nihayet maniyi oluşturan kayaç malzemesinin direncini aşar ve onu aniden kırar. Bu kırılma sonucu gerilen taşküre parçaları hızla olmaları gereken yerlere dönerler. Bu hareket ani sadmeler esnasında elastik bir malzeme olarak davranan kayaçları, yani, üzerindeki baskı kalkınca ilk şeklini tekrar alabilen bir nesne olan taşküreyi etkilediğinden, taşküre parçaları yerlerine titreşerek dönerler (bir ucu sabit çelik bir cetvelin ucunu çekip bıraktığımızda meydana gelen titreşimler gibi). İşte bu titreşme bizlerin deprem, eskilerin zelzele veya hareket-i arz dediği olaydır.
Nezle olanın hapşırması gibi, faal, büyük faylar da deprem yaparlar, yani hapşırırlar. Nezle olan insan nasıl belli olursa, bu büyük faylar da kendilerini arazide belli ederler. Nasıl hayatında hiç nezle olmuş bir insan görmemiş bir çocuk nezlenin ve tezahüratının ne olduğunu bilemezse, büyük bir fayı hiç görmemiş bir insan da onu tanıyamaz. Ancak bugün uygar ülkelerde bu tür faylar daha ortaokullarda çocuklara anlatılır, resimleri gösterilir, etkileri açıklanır, hele ülkede bir örneği varsa götürülüp gösterilir. Çocuk fayı ve etkilerini öğrenir. Büyüdüğü zaman, fayın hapşırıkları esnasında insan hayatının zarar görmemesi, ülke ekonomisinin yara almaması için ne tedbirler alındığını merak eder, belediyesine, milletvekiline ona göre oy verir. Nezle olan kızı kristal takımla çay servisine göndermeğe kalkan geri zekâlıların ülke yaşamında söz sahibi olmamalarına çalışır.
Masala inanmak
İlkel, uygar olmayan toplumlar doğayı değil, kendi kafalarının içinde ürettikleri masalları tanırlar. Nezleli kızın elindeki servisle misafiri haşlamasını "uğur", fayın hapşırıp onbinlerce insanı bir gecede katlederek ülke ekonomisini kuşa çevirmesini de "ilâhi işaret" addederek zavallı bir yaşam sürerler. Bu zavallı toplumlar sömürülürler, horlanırlar, itilip kakılırlar ve vakitlerinin en büyük kısmını da "biz niye böyleyiz?" sorusuna en salakça cevapları vermekle geçirirler.
Başında "Allahın Gölgesi" sanılan bir sultan olan koca bir imparatorluk da böyleydi. Altıyüz yılı nezleli kızın döktüğü çayı uğur sayarak geçirdi. Sonunda 250.000 gencin kanını da benzer bir aptallık sonucu ziyan etmek üzereyken bir adam yetişerek "artık aklını kullan ey halkım!" diye haykırdı. Halk gerçi gene akıllanamadı ama arasından çıkan bir-iki akıllı adam bu teşvikle çok şeyler yaptılar. İşte bu akıllı adamlardan biri benim rahmetli hocam İhsan Ketin'di. Mustafa Kemal'in O'na sağladığı tahsilini Almanya'da bitirip döndüğünde, Kuzey Anadolu Fayı gene bir hapşırdı¯hem İhsan Ketin'e "hoşgeldin" dedi, hem de bir gecede 45.000 kişinin canını aldı götürdü Erzincan'da. Erzincan depremi zamanın büyük âlimlerince incelendi. Her depremde olduğu gibi orada da bir fay olduğu kesindi. Ama deprem neden olduydu? Ciddi bir şey söylenemedi. Ardından Erbaa geldi 1942'de, sonra Lâdik 1943'de, Adapazarı-Hendek, 1943'de, sonra Bolu-Gerede 1944'te.... Bunların hepsi yerli yabancı jeologlarca ve coğrafyacılarca ziyaret edildi, iyi - kötü haritaları yapıldı. Ama depremler neden oluyordu? Ciddi bir şey söylenemedi. Büyük yabancı bilginler Kober'in, Nowack'ın Salomon-Calvi'nin teorileri uygulanmaya çalışıldı. Nafile. Doğa konuşuyor, jeologlar söylenileni sökemiyorlardı. Ama kabahatleri yoktu. Doğanın benzer dille Kuzey Amerika'da söyledikleri de anlaşılamıyordu o zamanlar.
Sonunda Doçent İhsan Ketin "Bu depremler Anadolu'nun doğusundan batısına kuzey sahiline yakın olarak uzanan yanal atımlı bir fayın marifetleridir" deyiverdi 1948'de. Anadolu'nun bu fayın güneyinde kalan kısımları kuzeyine nazaran batıya hareket ediyorlardı. Koskoca kara parçası yavaş yavaş batıya göçüyordu! İhsan Ketin "Kız nezle" teşhisini koymuştu, "Eline kristal takımları vermeyin!"... Bu yorum yalnız Türkiye'de değil, tüm dünyada yeniydi. Dan McKenzie'nin dediği gibi kıt'asal deformasyonun anahtarlarından birini bulmuştu Ketin. Rahmetli hocam tüm meslek yaşamı boyunca bu fayı, devletini, şehirlerini yönetenlerine tanıtmaya çalıştı. Bu fayla iyi geçinildiği takdirde ondan korkulmaması gerektiğini, Kuzey Anadolu Fayının sözünü tutan, pek sürpriz yapmayan bir yapı olduğunu anlatmaya çalıştı.
Kayserili ümmî müstahdem Ali Ağa'nın oğlu İhsan Ketin, uygar, ehil, kültürlü bir adamdı. Aklın her şeye, ama herşeye kadir olduğuna inanırdı. İnsan uygarlığına ve onun temeli olan doğa bilimlerine güveni tamdı. Kuzey Anadolu Fayını ülkesinde tanıtmak için konuştuğu insanlarda, çok yakın çevresindeki can yoldaşı Sırrı Erinç gibi bir-iki kafa dengi, bir-iki yetenekli öğrencisi dışında uygar, ehil ve kültürlü insanları bulamadı. Atatürk'ün yaratmak için ömrünün yetmediği öyle seçkin bir kütleyi değil, kırsal kültürün uygarlık, ehliyet ve kültürden çok, ama çok uzak olan zavallılarını buldu. Gene de denedi, muhtelif makamlara mektup üzerine mektup yazdı, bir jeoloji servisi kuralım dedi, MTA'yı ıslah edelim dedi..... Olmadı! İhsan Ketin kendi küçük çevresine döndü: Yavaş da olsa ehil adam yetiştirelim dedi. Göle maya çalmak gibi ama.... Atatürk de öyle değil miydi? Kimbilir?
"İhsan, bıktım beklemekten!"
16 Aralık 1995'te İhsan Hoca Topağacı'ndaki küçük apartman dairesinde huzur içinde öldü. O'nu Karacaahmet'e gömdük. 17 Aralık 1999'da Kuzey Anadolu Fayı O'nu bir daha, bu sefer toprağın bağrında yatarken salladı. "İhsan! Bıktım artık beklemekten" diyordu belki. "Rafineri hâlâ tepemde; senin 'kurmayın' diye bu sersemleri ikaz ettiğin rafineri; o garip ve çirkin tatil kovukları, o insanlar için yapılmış iğrenç dosya dolapları, yan yana, sıra sıra; hepsini defedeceğim!" Ve etti de: 7,3 büyüklük hepsine yetti, bu arada onbinlerce insanın canına da. Deprem günü İstanbul dışındaydım, Maden Fakültesi Dekanı Naci Görür'e veya Avrasya Enstitüsü Müdürü Aral Okay'a ulaşamadım¯telefonlar kilitlenmişti uygar (!) Türkiye'de. Ertesi gün Naci'yi buldum, Aykut Barka'nın asistan ve yardımcı doçentlerle araziye koştuğunu öğrendim: "Hocanın mezarına git Naci" dedim "açık ve boş bulabilirsin! Huylu huyundan vaz geçmez, Aykut'un peşinden araziye koşmuş olabilir." Naci acı acı güldü telefonda: "Hiç kuşkum yok, Hocanın ruhu şimdi oralarda ötelenmeleri ölçüyor, isoseist haritaları çıkarıyordur. Birileri günün birinde okur da faydalanır ümidiyle!"
İyi ki öldüydü İhsan Ketin. İyi ki sözünü tutan Kuzey Anadolu Fayı'nın gene onbinlerin canına kıymayı becerdiğini görmedi. İyi ki televizyonlardan yerbilimleri adına söylenen o bilgisiz, o düşüncesiz, o feci sözleri duymadı. Üniversitelerin medreseleştiğini görmüştü; en azından bu sonuçlarını görmedi. Gazetelerde yapılan o akılsız spekülasyonları okumadı. Eğer yaşasaydı, belki o mutedil, o ölçülü, o efendi, kibar, centilmen adam bu sefer Ankara'ya koşar Anıt-Kabir'de mozoleye kapanarak hüngür hüngür ağlardı. Eğitim seferberliğinin, uygarlaşmanın, insanlaşmanın Türkiye'de iflâs ettiğini; kendisini kurtarmış, okutmuş olan Ata'sına anlatırdı.
* İTÜ Maden Fakültesi, Jeoloji Bölümü ve Avrasya Yerbilimleri Enstitüsü
Ayazağa 80626 İstanbul
YER SARSINTISI VE UYARILAR
Prof. Dr. Ahmet Ercan*
Görsel basından izlendiği üzere, yersarsıntısının dış odağında (Gölcük) çok az yapı ayakta kalmış, köprüler yıkılmış, yüzeyde büyük yarık ve çatlaklar oluşmuş, yerkaymaları, akmalar, sürüklenmeler, toprak yığılmaları, yer sıvılaşmaları görülmüş, raylar eğrilmiş, B (iyi işçilik, harç ve donatılı ancak deprem güçlerine karşı dayanıksız), C (kötü gereç ve donatılı, yanal yüke dayanıksız), D (kerpiç, yığma, kötü işçilik ve yanal güçlere karşı dayanıksız) tipi yapıların hemen hepsi yıkılmıştır. Depremin şiddeti; o depremin , o yerde yaptığı yıkımın ölçüsüdür. Mercalli Cancani (MM) ölçeğine göre şiddet 1'den 12'ye değin derecelendirilir. Yapılarda yıkım (şiddet), yapının yapıldığı yere; mühendislik koşullarına, yapının statiğine ve kullanılan gereçlerin niteliğine ve uygulama biçimine bağlı olarak değişir. Doğada depremin yaptığı yırtma, kırma, şişme, kayma, akma gibi olaylar, şiddeti göstermekle birlikte insan ya da teknoloji denetiminde değildir. Yukarıdaki gözlemler 17 Ağustos 1999 Körfez depreminin şiddetinin
Io = X ile XI olarak alınabileceğini gösterir.
Şiddetin sönümü
Şiddet dış odaktan uzaklaştıkca azalır; enerjinin (büyüklüğün) logaritması ile değişir. Ancak bu azalma, tekdüze yeryapılarında çembersel olurken, yanal ve düşek süreksizlik gösteren çoktür yeryapılarında basık elips ya da gelişigüzel biçimde olabilir. h derinliğinde (23 km) oluşan depremin, r = uzaklıkta (İstanbul için; 111 km) yarattığı şiddet (yıkım) derecesi,
I = Io+ n. log10(r/h) + log10e-3S.f.r (Soğurma Terimi) dir. Bu yörede önceki depremlere bakarak, n = 5, r = 110 ve h = 23 km, f: depremin frekansı, S = soğurma çarpanıdır (bu yörede yaklaşık olarak 0.005 m-1).
Körfez depremi, İstanbul'un kimi semtlerinde yaklaşık şu şiddette duyulmuştur. Beşiktaş, Karaköy, Üsküdar, Bebek, Taksim, Beyoğlu, Eminönü: V; Sarıyer, Maslak, Levent, Beykoz: IV; Şile, Kilyos, Terkos: III; Bağcılar, Esenyurt, Pendik, Tuzla, Avcılar, Büyükçekmece: VI-VII'dir. İleriki günlerde yapılacak yıkım derecelendirme çalışmaları sonucu, kesin değerler belli olacaktır.
Büyüklük
Yersarsıntısı ile çıkan erkin (enerji) büyüklüğünü gösterir. Büyüklük için Richter ölçeği kullanılır. En küçük değer (1) en büyük değer (9)'dur. Büyüklüğü ölçmek için cisim dalgaları (P ve S) ve yüzey dalgaları (R ve L) kullanılır. Depremin merkezinin 600 ile 2000 km'den daha büyük olduğu jeofizik algılayıcılar, kullanılarak yüzey dalgalarından ABD'ce bulunan Körfez depremi büyüklüğü Ms = 7.8'dir. İTÜ Jeofizik Mühendisliği bölümünün de verdiği değer 7.8'dir ve uyuşmaktadır. Kandilli'nin cisim dalgalarını kullanarak elde ettiği değer ise M = 6.7'dir. 6.7 büyüklüğünde bir yersarsıntısının yapacağı yıkım, VIII şiddetindedir. Oysa deprem dış odakta X - XI şiddetinde bir yıkım yapmıştır. Büyüklük (M) ile şiddet (I) arasındaki deneysel bağıntı göz önünde bulundurulursa,
Io = X - XI
şiddetindeki Körfez depremini yaratan yersarsıntısı büyüklüğü,
M = 1.63 + 0.592 . Io
7.5 < M < 8.1 olmalıdır.
Yersarsıntısı ile boşalan erk (enerji)
Yersarsıntısı ile yerde sıkışmış, gerilim enerjisi ısı, ses dalgası ve ışık erki olarak boşalır. Boşalan erk yaklaşık olarak,
log10E = 12 + 1.8 M
10 25.5<= E <= 10.26.5erg
dir. 10 26erg'lik bir erk 300 milyon kW'lık bir jeneratörün yıllık toplam enerjisine karşılık gelir. Bir atom bombasının patlatılmasıyla (yaklaşık 20.000 ton TNT karşılığı) çıkan erk 10 21 erg dolayında olduğuna göre Körfez depreminin etkisi sanki 23 km derinde 10 bin ile 100 bin tane atom bombasına eşdeğer bir gerilim boşalmıştır. Boşalan bu erk yeri 100 km boyunca yarmış ve kırığın, güney kanadını kuzeye doğru 2.5 metre batıya itmiştir. Yeri bölgesel olarak iten, bu korkunç büyük güçtür. Dalgaları yerin çekirdeğinden geçerek (R = 6370 km) yerin öbür ucuna çıkmış, yeryüzünün her yerinden algılanmıştır.
Artçı depremler
Yer içinde yıllardır, (100-150 yıl) biriken gerilim erki boşalmadan önce, yerde küçük küçük çatlama ve kırıklar yaparak, küçük depremciklerle kendini belli eder. Bu olgu o kırığın diri olduğunun, bir gün ani bir boşalma yapacağının belirtisi olabilir. Gittikçe artan bu depremcik (M = 1-4 arası) noktasına ulaşır ve susar. Suskunluk süresinin uzunluğu çıkaracak erk ne denli büyükse o denli uzundur. Sonra aniden, büyük bir boşalma olur ve yer silkinir. Genelde ana boşalma, ile tam boşalma oluşmaz. Kalan erk, yavaş yavaş ancak genelde daha küçük boşalmalarla, deprem büyüklüğüne bağlı olarak; 1 ile 3 ay sürer gider.
İstanbul'da her yıl olan öncü deprem sayısı (M = 1 - 4) 2000'in üzerindedir. Öncü depremlerin başlangıcı ana vuruştan 10'larca yıl önce başlar; bir iki gün önceden oluşabilecek kümesel artışlara (deprem fırtınaları) bakarak; "Aaa...... bakın bir deprem geliyor!" demek; deprem yapı-oluşum işleyişini bilmemekten kaynaklanır. Yanlış uyarı olur.
Körfez'de M >= 4'ten büyük ardçı deprem sayısı ilk 4 günde 60 tanedir. Kaldı ki bunların oluşum sayısı zamanla hızla düşmektedir. Oluşan bu altmış ardçı depremden çıkan toplam erk, 60 x 10 21erg'den daha küçüktür. Diğer bir deyişle tüm bunların toplamı ana boşalmanın salt milyonda biri kadardır. Bu ölçüde küçüktür. O nedenle "ardçı depremler yıkım yapabilir; İstanbul, Tekirdağ, Balıkesir, Bursa, Çanakkale haydi dışarı" demek biraz aşırı güvenlik anlamına gelir. Kaldı ki M = 5 büyüklüğünde Körfez'de oluşacak bir depremin çevre illerinde yaratacağı şiddet duyumu II-III'ü geçmez ve yıkım yapmaz; salt azıcık sallar. Ancak, M = 5 deprem merkezinde yıkılmış ya da kısmen yıkılmış yapılarda; oynama, oturma ve göçme oluşturabilir.
Ancak, eğer ana boşalma Dinar ve Adana depremleri gibi orta boy ise ve o yörede daha önce bundan daha büyük depremler olup olmadığına bakarak ardçı depremler önemsenebilir; ve 2-3 aylık bir güvenlik aralığı öngörülebilir. Oysa Körfez'de durum bunun tersinedir.
Devimin ölçüsü
Körfez'de dış odakta, deprem 10 27erg gücü ile vurmuştur ve Io = X - XI şiddetinde yıkım yapmıştır. Şiddetten belirlenen vuruş ivmesi
log10a = (1/3) - 0.5
= 0.45 - 0.5 cm/sn2
dir; ya da 450 ile 500 mGal'dir.
Yerin ivmesi g = 980 mGal olduğundan, c = yer ivmesine göre oranı
C = 0.459 - 0.510 Buna bölgelendirme katsayısı denir.
Yerivmesi a'nın 0.1 cm/sn2'den büyük olması yapılarda çekince yaratır. İstanbul, Yalova ve Körfez'deki yapılar için yıllık risk R % 0., beklenen büyüklük M = 7.5 yerivmesi 0.45 - 0.55 cm/sn2 alınması önerilir. Bu durumda statik heyelanlara yansıtılacak değerler bunlardır.
* İTÜ Maden Fak. Jeofizik Müh. Böl.
AFETZEDELERİN PSİKOLOJİK SORUNLARI
Bu yazıda doğal afet geçirmiş kişilerin karşılaşabilecekleri psikolojik sorunlar ile bu sorunların ortaya çıkma riskini azaltabilecek önlemler kısaca özetlenmiştir:
1) DOĞAL AFET SONRASI PSİKOLOJİK SORUNLAR
İlk günlerde karşılaşılabilecek stres tepkileri:
* Duygusal tepkiler: Geçici tok, korku, öfke, suçluluk, utanç, çaresizlik ve umutsuzluk hisleri ya da duygusal donukluk hali (hiçbir duyguyu yaşayamama).
* Zihinsel tepkiler: Akıl karışıklığı, içinde bulunulan günü-saati-yeri bilememe, kararsızlık, kuruntu, dikkat azalması, dikkati bir konuya vermede güçlük, hafıza kaybı, istenmeyen anıların hatırlanması, kendini suçlama.
* Fiziki tepkiler: Gerilim, yorgunluk, uyuma güçlüğü, bedensel ağrı ve acılar, kalp atışlarında hızlanma, bulantı, iştah artması ya da azalması, ani irkilmeler, tedirginlik, cinsel istek azalması.
* Sosyal tepkiler: İş, okul, arkadaşlık ve evlilik yaşamında ya da ana-baba olarak yaşanan sorunlar: huzursuzluk, güvensizlik, insanlardan uzaklaşma, kendini reddedilmiş ya da terk edilmiş gibi hissetme, yakınlık duyamama, aşırı yargılayıcı olma, çatışma, her şeyi kontrol altında tutma isteği.
Doğal afet yaşamış birçok insan yukarıda özetlenen bu stres tepkileriyle karşılaşırlar ve kısa bir süre sonra bunlardan büyük ölçüde kurtulup daha da güçlenebilirler. Ancak bazılarında travma sonrası stres bozukluğu, kaygı bozuklukları ve depresyon belirtileri ortaya çıkabilir. Bu belirtiler de şöylece özetlenebilir:
* Kendini bir rüyadaymış, bedeninin dışındaymış veya gerçek değilmiş gibi hissetme; bazı anıları hatırlayamama hali
* Rahatsız edici anılardan kaçınmak için alkol kullanımı gibi aşırı davranışlar
* Aşırı duygusal boşluk hissi; tam bir boşluktaymış gibi hiç bir duyguyu hissetmeme
* Aşırı uyarılmışlık hisleri; panik atakları, öfke patlamaları, aşırı huzursuzluk, yoğun duygu yükselmeleri
* Aşırı kaygı; kişiyi adeta hareketsiz bırakan endişe hali, aşırı çaresizlik hissetme, saplantılı düşüncelere dalma ya da takıntılı ve tekrarlayıcı hareketler
* Aşırı depresyon (ruhsal çökkünlük hali); umutsuzluk, öz saygı, istek ve yaşam amaçlarının kaybı.
Doğal afet yaşamış kişilerin bazılarında görülebilecek bu belirtilerin yoğunlaşmasına yol açabilecek bazı risk etmenleri de şunlardır:
* Yaşamı tehdit eden bir tehlike veya fiziki zarar (özellikle çocuklarda)
* Ölümle burun buruna gelme, bedensel yaralanma, cesetleri görme
* Aşırı yıkıcı ve saldırganlık içeren olayların içinde kalma
* Evini, değer verdiği eşyalarını, komşularını ya da ait olduğu grubu kaybetme
* Yakın ilişkide olduğu insanlarla haberleşmeyi veya onların desteklerini kaybetme
* Yoğun duygusal tepkilerle karşılaşma (özellikle kurtarma ekip görevlilerinde)
* Aşırı yorgunluk, açlık ya da uykusuzluk yaşama
* Tehlike, kayıp, duygusal ve fiziksel baskıya uzun süre maruz kalma
* Zehirleyici maddelere (gaz gibi) maruz kalma
Yapılan bilimsel çalışmalara göre, kişilerde aşağıdaki türden geçmiş yaşantıların olması aşırı stres tepkilerinin ortaya çıkma riskini artırmaktadır:
* Daha önce ağır kazalar, saldırılar ya da istismara uğrama gibi korkutucu olaylarla karşılaşmış olması,
* Süregelen (kronik) psikolojik bozukluğun bulunması,
* Süregelen (kronik) güçsüzlük, evsizlik, işsizlik, yalnızlık sorunları olması,
* Yakın zamanda büyük bir yaşam sorunu veya duygusal baskı yaşamış olması (ana-baba boşanması gibi)
Doğal afet sırasında yaşanan stres, kişinin daha önceden yaşadığı korkutucu yaşantılara ilişkin anıları da ortaya çıkarabilmekte; kişide önceden varolan sosyal, ekonomik, psikolojik ya da tıbbi sorunları yoğunlaştırabilmektedir.
2) NELER YAPMALI?
Bilim adamları, afetzedelerin karşılaştıkları sorunlarla başa çıkabilmeleri için, stres belirtilerini azaltmaya ve afet sonrası koşullara yeniden uyumu kolaylaştırıcı şu önerileri yapmaktadırlar:
* KORUN: Kendine barınabileceğin bir yer bul. Yiyecek-içecek sağla. Sağlıklı bir ortam oluşturmaya çalış. Zaman zaman kendinle başbaşa kalabileceğin, sessizce oturup, kısa süreli de olsa rahatlamaya ve uyumaya çalışabileceğin bir yerin olmalı.
* HAREKETE GEÇ: Öz saygını, amaçlarını ve umut hissini yeniden kazanmana yardımcı olmak için sana ve ailene ait özel eşyalarından kurtarabildiklerini koruma altına al.
* TEMAS KUR: Ailenle, arkadaşlarınla iletişim sağlamaya çalış; dinleyen kimi bulursan yaşadıklarını anlat; ulaşabiliyorsan uzmanlara baş vurup onlara anlat.
* EN YAKIN YARDIM KURULUŞUNA BAŞVUR: Temel acil yardımlar, temizlik, sağlık ve konut gereksinmelerin için en yakın ulaşabileceğin yardım kuruluşuna başvur ve yardım iste.
Afet sonrasında yaşadığın her gün için;
* Kendin ve ailen için o gün yapılacak en önemli şeyin ne olduğunu belirle.
* Tüm dikkatini kendinin ve yakınlarının yaşamakta olduklarına odakla, durumu gözden geçirip yeniden değerlendir; böylece neyin önemli neyin önemsiz olduğunu daha kesin olarak belirleyebilirsin.
* Yaşadıklarının senin için ne anlama geldiğini anlamaya çalış ki, yaşama tekrar sıkıca sarılabilesin ve hatta tüm bu olanlardan kişisel olarak daha da güçlenerek çıkabilirsin.
MARMARA'DA BEKLENEN GERÇEKLEŞTİ
3 yıl önce depremi haber vermiştik!
Üç yıl önce dergimizde yayımlanan bir araştırmada, büyük deprem olma olasılığının en yüksek olduğu yerlerin içerisinde Sapanca-İzmit, Geyve, Hendek ve Düzce fayları yer alıyordu.
CBT'nin 28 Eylül 1996 tarihli sayısında, Ross S. Stein, Aykut Barka ve James H. Dietrecih imzalı "Deprem Tehlikesi Nerelerde Yoğunlaştı?" adlı bir araştırmanın özeti niteliğindeki yazıyı yayımlamıştık.
Bu araştırmanın asıl amacı, Kuzey Anadolu Fayı üzerinde 1939 yılından beri meydana gelen depremlerin kırılma gerilim (stres) dağılımlarını modelleyerek, gelecekte büyük deprem olma olasılığı yüksek fayları veya fay kollarını belirlemeye çalışmaktı.
Bilindiği gibi büyük depremler, fay bölgelerinde uzun zaman boyunca birikmiş gerilimi boşaltmaya yarar. Ne var ki, bu büyük depremin ardından meydana gelen toplam gerilim boşalımının 1/10 kadarının bazı komşu faylar üzerinde ani gerilim artışları meydana getirdiği belirlenmiştir. Gerilimin komşu faylar üzerindeki bu birkaç bar'lık ani artışının, daha önce bu faylar üzerinde birikmiş gerilim miktarına göre, yaklaşık ilk 30 yıl içinde yeni bir büyük depreme yol açtığı anlaşılmaktadır.
Bu gerilim aktarımının Türkiye açısından önemi nedir? Kuzey Anadolu Fayı boyunca büyük depremler, Erzincan'dan başlayarak batıya doğru göç ediyor.
Hatta 1939-1967 yılları arasında bu fay zonunda meydana gelen büyük depremlerin göçü, dünyadaki en mükemmellerinden biridir. Dergimizde daha önce yayımlanan araştırmanın amaçlarından bir başkası da, 1967 yılında sonlandığı düşünülen (!) büyük deprem göçünün daha batıya devam edip etmeyeceğini anlamak ve devam edecekse hangi fay kollarının kırılma şansının daha yüksek olduğunu belirlemekti.
Kuzey Anadolu Fayı'yla ilgili yapılan modelleme sonucunda, biri hariç her bir depremin bir sonraki depremin kırılmasını hazırladığı belirlendi. Deprem nedeniyle yükselen birkaç bar'lık gerilim, depremi takip eden ilk on yıl içinde yeni bir deprem olma olasılığını en az 3 kat arttırıyor.
Bu çalışmaya göre, özellikle 1957 ve 1967 depremlerinde, fayın bir bölümü rahatlarken, 1967 kırığının batı yakasında tekrar gerilim yüklenmiştir. Bundan, Kuzey Anadolu Fay hattının bu bölümünün tekrar kırılması olasılığı diğer alanlara göre daha yüksek olduğu sonucu çıkar. Yapılan modelleme sonucunda, KAF'ın özellikle Sapanca-İzmit Düzce, Hendek ve Geyve segmentleri üzerinde önemli gerilim artışları elde edildi.
En Tehlikeli Bölgeler
Şekilde görülen mor alanlarda büyük deprem olma olasılığı azalırken, kırmızı alanlarda artmıştır. Deprem riskinin arttığı bu alanların başında, Doğuda, Erzincan'ın doğusu, Ovacık fayı, Bingöl-Palu, batıda ise Sapanca-İzmit, Geyve, Hendek ve Düzce fayları geliyor.

Bu, Marmara Bölgesi'ndeki deprem riskinin arttığına işaret eden araştırmalardan yalnızca bir tanesi. Endüstri ve nüfus yoğunluğunun en yoğun olduğu bölgede yaşanan bu deprem, kesinlikle bekleniyordu. Depremlerin kesin olarak ne zaman olacağını önceden belirlemek, henüz mümkün olmadığı için, deprem riskinin yüksek olduğu bölgelere yapılacak binaların depreme dayanıklı yapılması ya da hiç yapılmamasından başka yol görünmüyor.
Derleyen: Turgut Gürer
Kaynak: Stein S. Ross, Barka, A. A, Dieterich, James H. "Deprem Tehlikesi Nerelerde Yoğunlaştı?" CBT, Sayı: 497, 28 Eylül 1996, S. 9
(1) "Önceden haber vermek", yaklaşmakta olan büyük bir depremin güvenilir bir alarmı anlamında kullanılıyor.
KAYNAK: Cumhuriyet, Bilim Teknik