İstanbul, bundan 105 yıl önce 10 Temmuz 1894'te, "pek çok tahribata ve can kaybına sebep olan" bir deprem yaşadı. Tarihi kaynaklarda "büyük hareket - i arz" diye isimlendirilen bu deprem, Rumi 1310 yılına rastladığından, İstanbul halkı arasında, "1310 zelzelesi" diye anılır olmuştu.
İstanbul'da, son
şiddetli deprem, 1984 yılının 10 Temmuz gününe rastlar. Kayıtlara göre, öğle
üzeri, 12:20'de ya da 12:25'te, müezzinlerin ezan okuduğu bir sırada, önce hafif
bir sarsıntı ile kendisini hissettirmiş, güney batıdan kuzey doğuya ve aşağıdan
yukarıya olmak üzere, bunu daha şiddetli sarsıntılar takip etmişti.İstanbul
halkı dehşet içinde sokaklara dökülmüş, "Allah, Allah" nidaları her tarafta
duyulmaya başlamıştı.Deprem Marmara Denizi'nde de şiddetli dalgalarla kendini
duyurdu. Denizdekiler mavnalardan, balıkçı teknelerinden, Şirket - i Hayriye
vapurlarından kente baktıklarında, çöken binalardan yükselen toz bulutlarını
görmüşlerdi.
Marmara sahillerinde deniz önce 200 metre geriye çekilmiş, sonra şiddetli dalgalar halinde karaya vurmuş, kıyılardaki kayıklar, tekneler parçalanmıştı.İstanbul halkı, kendini sokaklara dar atmış; evlerde, dükkanlarda hiç kimse kalmamış, herkes geceyi dışarıda geçirmişti. Kent, büyük bir yıkıma uğramıştı.
Kapalıçarşı kelimenin tam manasıyla "bir facia yeri" idi. Öğle vaktinin halk ve esnaf kalabalığı, çarşının sokaklarından dışarı fırlamaya çalıştı. Fakat sarsıntılardan kapılar kapanmış ve Kapalıçarşı'nın duvarları, içeride kalanların üzerine çökmeye başlamıştı. Sonunda, Kapalıçarşı'nın kubbeleri de çöktü! Sirkeci de yerle bir olmuştu. Bitpazarı, çadırcılar, yağlıkçılar, Yeniçeriler Çarşısı, Bodrum ve Kellekesen hanları yıkılmıştı. Uzunçarşı, Tahtakale, kutucular, kantarcılar baştan başa harabeye dönmüştü. Gedikpaşa, Kadırga, Kumkapı, Yenikapı, Langa ve Samatya'da yüzlerce ev yıkılmış, Adalar'da da büyük tahribat olmuştu. Heybeliada'daki Ruhban Okulu dahil, birçok büyük bina, hasar görmüştü.
İstanbul'un
camileri de depremden nasiplerini aldılar: Edirnekapı, Mihrimah, Kariye
camilerinin minareleri yıkıldı; Nuruosmaniye'nin girişi çöktü. Kentte, depremle
birlikte, yer yer büyük yangınlar da çıktı. Ancak ilginçtir, Beyoğlu'ndaki
yapılarda, bir hasar meydana gelmedi. 11 Temmuz 1894 tarihli Sabah gazetesi,
depremi şu satırlarla bildiriyordu: "Dün sabah beşe çeyrek kala (öğleye doğru),
şehrimizde evvela hafifçe bir hareket - i arz hissedilmesini müteakip gayet
şiddetli bir darbe ile her taraf sarsılmaya başlamıştır." Sonraki satırlarda
gazete, depremin "10 - 12 saniye kadar" sürdüğünü, "şiddetli darbeden bir çeyrek
kadar sonra, kısa fasılalarla dört defa daha hareket olduğunu" ayrıca akşama
doğru, "iki hareket daha" yaşandığını bildirir. İstanbul'da Fransızca yayımlanan
Moniteur Oriental gazetesi de aynı gün, şu satırlara yer verir: "Dün saat
12:25'te yaklaşık yarım dakika süren şiddetli bir yer sarsıntısı bütün kentte,
tarifi imkansız bir paniğe yol açtı."
Taksim civarındaki mezarlık ve bahçeleri gezen Moniteur muhabiri "her sınıf ve tabakadan insanla, karışık alaca bulaca kalabalağı" anlatır. Şunları yazar: "En yüksek sınıftan kadınların, saç baş dağınık, ürküntü içinde veya üstlerine yalnızca bir sabahlık, bir kombinezon veya jüponla kaçtıkları görülebiliyordu. Her yerde çığlıklar, gözyaşları, ağlamalar, sinir krizleri, bayılmalar, Allah'a, Meryem'e yakarmalar duyuluyordu."
Avrupa basını da
"1310 zelzelesi"ne geniş ver verdi. Fransız L'Illustration dergisi, depremin
Parc Saint - Maur gözlemevi tarafından saat 10.50'de kaydedildiğini (Paris
saatiyle) bildirmişti. L'Illustration depremle ilgili görgü tanıklıklarına da
yer vermiş ve fotoğraflar da yayımlamıştı. Devir, Abdülhamit devri idi;
Şehremini Rıdvan Paşa'nın başkanlığında bir "komisyon" kuruldu. Yardım
çalışmaları başladı. Ama ortada, anlatılması güç bir kargaşa vardı. İdare - i
Mahsusa ve Şirket - i Hayriye olağanüstü seferler organize etti. Şirket'in
memurları, iskelelere yığılan çılgın kalabalığı biletsiz olarak Boğaz ve Rumeli
- Anadolu kıyıları arasında taşıdılar. "1894 Depremi", Bizans'tan günümüze,
İstanbul tarihinin en büyük depremi olmasa bile, "son şiddetli deprem" unvanını
taşır. Ayrıca İstanbul'da, can ve mal kaybına yol açan 29 deprem arasında, en
çok incelenip araştırılmış sismik olaydır.
Depremin merkez üssü, İzmit Körfezi boyunca
Adapazarı'ndan Çatalca'ya uzanan hat üzerindeydi. Uzun ekseni 175 kilometre,
kısa ekseni de Katırlı - Maltepe arasındaki 39 kilometrelik hat olmak üzere, bir
elips içinde kalan bölge, depremden birinci derecede etkilendi. Her ne kadar,
depremin "9" şiddetinde olduğu söylenmişse de, bunun günümüzün Richter
ölçeğindeki 9 şiddetine eşit olduğu kuşkuludur. Çünkü o tarihte, İstanbul'da
bulunan ve Kumbari Efendi'nin yöneticisi olduğu tek rasathanenin sismik ölçümler
yapabilecek araçları yoktu.
Kaynak: (Fetvacı / Orhan Koloğlu, 22 Ağustos 1999, Milliyet'ten alınmıştır.)